ÖNCE bir saptama yapalım. Türkiye'de laik Cumhuriyet'e bağlı olan insanların sayısı, şeriata dayalı bir devlet kurmak isteyenlerden kat kat fazladır.

Partilerin oy dağılımını, kentlerin kompozisyonunu, basının tirajlarını gözden geçirmek, bu gerçeği görmeye yeter.

Ne var ki Refah Partisi ısrarla halk desteğini arkasına aldığını vurgulamakta...

Refah Partisi sözcülerine bakılırsa halkın çoğunluğu bu partiyi destekliyor ve bir rejim değişikliği talep ediyor. Buna karşı çıkanların ise halkla bir ilişkileri yok. Sadece orduya güveniyorlar.

Refah Partisi yorumuna göre halkın demokratik talepleriyle, ordu baskısı karşı karşıya gelmekte.

Yani halk ve ordu karşıkarşıya!

Bir yanda demokrasi, bir yanda anti - demokratik baskı!

Oysa durum böyle değil! Türkiye'yi böyle sunmak, Refah Partisi'nin ideolojik tuzağına düşmek anlamına gelir.

Sorun, laik Cumhuriyet ilkelerini savunan kesimlerin dağınıklığında!

Ne yazık ki bu kitleler, siyasette yeterli biçimde temsil edilmiyor ve iç çelişkilerle yıpranıyorlar.

Yalnız siyasette değil, medyada da durum böyle! Siyasal İslamcı kesim, ideolojik bir tutarlılıkla iç çelişkilerini aşar ve dışarıya karşı tam bir birlik sergilerken, laik Cumhuriyetçiler bir türlü kişisel hesaplaşmalarını aşamıyorlar.

Sultanahmet mitingi dolayısıyla ortaya çıkan durum, bana bu gerçeği bir kez daha düşündürttü. Siyasal İslam kesimine yakın olan televizyonlar, gazeteler, yazarlar günlerdir bu mitingden sözediyor ve “işte halkın şahlanan gücü” diyorlar.

Toplananların sayısı abartılıyor.

Sultanahmet alanını bilirim. Orada ben de tıklım tıklım dolu bir miting yaptım. Fiziki hacim olarak yüz binler alması mümkün değil.

Ne var ki bu kesim, mitinge katılanların sayısını olmadık rakamlara çekmeye çalışıyor.

Hiç kimse mitingi hangi kuruluşların düzenlediği ya da hangi kişilerin öne çıktığı gibi ayrıntılar üzerinde durmuyor.

Çünkü önemli olan, dava!

Bu nedenle Tayyip Erdoğan'larına da sahip çıkıyorlar, Melih Gökçek'lerine de!

Bizim kesim diye adlandırabileceğimiz bölüm ise, bir türlü kişisel çelişkilerini aşamıyor.

(Avrupa turnesinden dönüşte, birkaç sol dergide aleyhimde yazılar gözüme çarptı. Zavallıların ne şeriat umurunda, ne yozlaşma, ne arabesk, ne lümpenler! Kum havuzunda oynamaya ve kendi arkadaşlarını yerden yere vurmaya bayılıyorlar!)

Sonuç olarak söylemek istediğim şu: Türkiye'de laik Cumhuriyet'i destekleyen milyonlarca insanın sesi, dağınıklık, çıkar çatışmaları, kişisel hesaplaşmalar ve solun birbirini yeme kanseri yüzünden yeterince duyulamıyor.

Gün, bu gücü ortaya çıkarma ve Refah'ın karşısına sadece ordu kademelerinin değil, öz be öz halkın dikildiğini gösterme günü!