Geçenlerde Moskova'da, ünlü ressam Kandinsky'nin eserlerinin sergilendiği bir müzeyi gezdim. Kandinsky, 1917 Ekim Devrimi'nden sonra Rusya'da kalmış, devrimci hükümetin sanat ve kültür alanındaki çalışmalarına katılmıştı.
Kandinsky'nin resimlerini, o dönemde, modern sanatın en ileri örnekleri olarak kabul eden Bolşevik yöneticiler, sanatçıyı desteklemişlerdi.
Bu arada en güzel resimlerini de, devrimden sonraki yıllarda yapmıştı. Ama sonra, Stalin'in iktidara gelmesiyle, sanatçının durumunda ani bir değişiklik oldu.
Kandinsky'nin resimlerini, "burjuva sanatı", "yozlaşmış sanat" olarak gören Stalin, sanatçıyı dışladı. Kandinsky, 1921'de ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Önce Almanya'ya, sonra Fransa'ya gitti ve orada öldü.
Böylece sanat tarihi, Kandinsky'nin Rusya'da kalıp devrimci hükümetle işbirliği yaptığı dönemi, "sanatçının yozlaşma dönemi" olarak kaydetti. Oysa, Kandinsky'nin en güzel resimlerini o dönemde yaptığını biliyoruz.
Turgut Özal'ı tanıyanlar ve özellikle onunla çalışmış olanlar, Kandinsky'nin hayat hikayesiyle bizim eski başbakanımızın hayat hikayesi arasında şaşırtıcı bir benzerlik bulacaklardır.
Özal'ın bu ani değişikliği, beni tanıyan herkesi şaşırtmıştı. Çünkü Özal, gençliğinde ülkücüydü. Sonra, 1960'lı yıllarda, "solcu" olarak bilinen bir dergide yazılar yazdı. Daha sonra, 1970'li yıllarda, "sağcı" olarak bilinen bir dergide yazılar yazdı.
Bu ani değişikliğin sebebi nedir acaba?
Özal'ın bu ani değişikliği, beni tanıyan herkesi şaşırtmıştı. Çünkü Özal, gençliğinde ülkücüydü. Sonra, 1960'lı yıllarda, "solcu" olarak bilinen bir dergide yazılar yazdı. Daha sonra, 1970'li yıllarda, "sağcı" olarak bilinen bir dergide yazılar yazdı.
Beni tanıyan herkes, Özal'ın bu ani değişikliğinin sebebini merak ediyordu. Ben de merak ediyordum.
Bir gün eğer TV haberlerinde, "Kandinsky'nin hayat hikayesiyle bizim eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın hayat hikayesi arasında şaşırtıcı bir benzerlik var" diye bir haber görürseniz, bilin ki bu haberi ben yazdım.
