Cumartesi akşamı Atv dışındaki televizyon kanallarının önemsemediği ve birinci haber olarak duyurmadığı Sincar cinayeti, belki de içinde yaşadığımız dönemin en önemli olayı. Nedense böyle dönüm noktaları, bazı kişiler tarafından o anda kavranamıyor. Gelecek yılları ipotek altına alacak önemdeki gelişmeler, medya tarafından hafife alınıyor. Vedat Aydın öldürüldüğü zaman da olay geçiştirilmeye çalışılmış ve köşemizden yapmaya çalıştığımız bütün uyarılar boşa gitmişti. Dönemin başbakanı, cinayeti işleyenleri değil, cenaze töreninde gösteri yapanları suçlayıcı konuşmalar yapmıştı. Evet, Mehmet Sincar’ın öldürülmesi Türkiye’de bir dönüm noktası oluşturmuştur. Katillerin bulunup, cinayetin aydınlatılması, bir dereceye kadar yararlı olabilir ama böyle bir gelişmeyi kimse beklemiyor.Bu mekanizmasıda katilleri bulmaya imkan yok. Çünkü cinayet işleyenler, güç odaklarıyla içli dışlı. Mehmet Sancar şöyle diyordu: “Artık olayların durdurulması gerekir. Herkesin birlik içinde hareket ederek saldırganları elbirliği ile etkisiz hale getirmesi gerekir. Halkımız arasındaki birlik, bu saldırılara verilecek en iyi cevap olacaktır ve olayların önüne geçilecektir.” Bu konuşma, parlamentoda yer alan bir milletvekili olarak devlete duyulan güvensizliğin ifadesi. Belki dün birisi çıkıp bu konuşmayı eleştirebilir ve milletvekilinin devlete neden güven duymadığını sorabilirdi. Ama bugün soramaz. Çünkü Mehmet Sincar kendi ölümüyle, devletin korumasının insana güvence sağlamayacağını kanıtlamış oldu. İşte bu kanlı kanıt, Türkiye’de bir dönüm noktası oluştuyor.

Türkiye, bir cehennem ağzına doğru hızla ilerlemekte. Her gün, kanlı bir senaryonun yeni aşaması sergileniyor. Bir süredir duyulmakta olan “milletvekili öldürüleceği” söylentileri, Mehmet Sincar cinayetiyle doğrulandı. Yıllar önce Diyarbakır cezaevi neyse, bir kaç yıl önce Vedat Aydın cinayeti nasıl bir aşama oluşturduysa, bugün Mehmet Sincar cinayeti de Türkiye’de yeni bir dönemi başlatıyor. Bu cinayete misilleme olarak diğer partilerden milletvekillerinin hedef adaklığını düşünün: Sadece böyle bir senaryo bile ülkenin nereye sürüklenmekte olduğunu göstermeye yeter. Artık kimse “Son çırpınışlar ve ülkesi milletiyle” edebiyatını duymak istemiyor. Çünkü, bıçak kemiğe doğru yavaş yavaş yaklaşmakta. Eğer bir kaç yıl içinde Doğu Anadolu’da Birleşmiş Milletler’in Mavi Berelilerini görmek istemiyorsak aklımızı başımıza toplamamız gerekir.