Stockholm’de Aylin’in bir arkadaşı vardı, adı Kassandra. Kara kaş kara göz, güzel bir Şilili çocuktu. Şili darbesinden sonra İsveç’e iltica etmiş ailelerden birinin kızıydı. Annesi ve çocuklar kurtulmuştu ama babası ne yazık ki General Augusto Pinochet’nin zindanlarında işkenceyle öldürülmüştü. Sonra iki çocuk birbirini kaybetti. Kassandra’nın Küba’da bulunduğunu, doktor olduğunu duyduk, daha sonra izi Şili’de çıktı. Aylin ona yazdığı mektuplardan oluşan bir kitap yayınladı, Sürgün Çocuklar Bahçesi diye. O gün bugündür Kassandra ismi bize, babasının öldürülmesiyle hayatı sonsuza kadar karartılmış hüzünlü bir kız çocuğunun badem gözlerini hatırlatır. Şimdi Kassandra’nın babasını katleden adam yani General Augusto Pinochet öldü. Binlerce yurtsever Şili yurttaşının katili olarak öbür dünyaya gitti. Şili tarihinde Pinochet isminin sonsuza kadar bir lanet gibi anılacağını bile bile hem de.
Victor Jara içli bir müzisyendi. Bestelediği güzel şarkıları gitarıyla söyler ve esmer yüzündeki dost, kardeş gülümsemeyi müziğinde de hissettirirdi. Pinochet onu da öldürttü. Önce gitar çaldığı ellerini kestirdi, sonra da işkenceyle katletti. Onun ölümünün onuncu yılında, 1983’te Quilapayun grubuyla bu büyük ozanın anısına bir Avrupa turnesi yapmıştık. Her konserden sonra içim isyanla dolardı. Bu güzel, bu insanca şarkıları yapan adamın ölümüne, onun ellerini kestiren zalimin ise yaşamasına izin veren bir dünyada adalet olmadığını tekrarlardım kendi kendime. Şimdi Victor Jara’nın ve Şili halkının katili Augusto Pincohet bir lanet çukurunun dibinde. Zaten ölmeden önce de halkı öldürmüştü onu. Kendi ülkesine ve halkına ihanet etmiş bir suçlu olarak son yıllarını ev hapisleriyle, davalarla ve korkularıyla baş başa geçirmişti. Keşke son nefesini verirken gözüne görünen bir Latin Amerika meleği sorsaydı kendisine: “Ey Augusto adlı günahkâr kul. Bütün bunlara değdi mi? Sonsuza kadar alçak olarak anılmana değdi mi bu cinayetler?” Kim bilir, belki de sormuştur.
