Partilerin bölünmeye başlaması nedeniyle bütün gözler iç politikaya çevrildi. Gazetelerin birinci sayfaları artık iç politika haberleriyle dolu.
Daha önce de belirttiğimiz bir durum aynen sürüyor.
Partilerin iç mücadeleleri, partiler arasındaki mücadeleden daha önemli. Çünkü hemen her parti kendi liberalini ve tutucusunu yaratmış durumda.
Aynı parti içinde yer alan siyasi gruplar, başka partilerdeki insanlara daha çok yakınlık duyuyorlar.
Partilerin bölünme sürecine girdiği bu dönem bir çok insanda kaygı yaratıyor. Bu kadar bölünmenin ve böylesine çok liderin varlığından tedirgin olanlar az değil.
XXX
İnsanoğlunun fiziki ve siyasi ömrünün bir sınırı vardır.
Şu anda Türkiye'de iki güç odağı olarak duran Süleyman Demirel ve Turgut Özal için de geçerli bu kural.
Üç beş yıl içinde siyasi görevlerini tamamlayacaklar.
Bugünden sorulması gereken soru, Demirel ve Özal'dan sonra Türkiye'yi kimin yöneteceğidir. Kimdir bu lider?
Şu andaki partilerden birinde midir, yoksa hiç adını duymadığımız birisi mi olacaktır?
Yukardaki konuyu tartıştığımız bir yakın çevrede ilginç gözlemler ortaya çıktı.
Bazı arkadaşlar Özal ve Demirel sonrasındaki Türkiye'yi yönetecek olan lideri halen tanımadığımız kanısında.
Belki de yepyeni bir parti ve yepyeni bir lider çıkacak.
Bu yeni partinin, SHP ve ANAP arasında bir yerlerde olacağı varsayılıyor.
Peki ama mümkün mü bu?
İleriye dönük gözüpek çözümler üreten bir lider fırtına gibi gelip Türk siyasetini sürükleyebilir mi?
Bu görüşü savunanlar, Amerika'daki Clinton'u örnek gösteriyorlar.
"Clinton'un valilik yaptığı Arkansas eyaleti Türkiye'nin Kütahya'sıdır." diyorlar. "Onun adını da kimse duymamıştı. Demek ki bizde de adı duyulmamış bir taşra valisi, belediye reisi çıkabilir."
XXX
Ne yazık ki bizdeki siyasi sistem böyle sürprizlere olanak tanımıyor.
Türkiye'ye bir model önerebilecek yetenekte olsa dahi bir adayın kendini önce parti örgütlerine kabul ettirmesi gerekiyor. Bu da sonsuz bir delege savaşı, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar ve iç hesaplaşmalar anlamına geliyor.
Herkes bunu yapamaz.
Hele kafası büyük projelere dönük olan, tarih ve gelecek bilinciyle hareket eden bir kişi hiç yapamaz.
Turgut Özal gibi bazı yönlerden "aykırı ve alışılmamış" bir politikacının yükselişi bile, rejimin kesintiye uğradığı ve mevcut siyasi partilerin kapatıldığı bir dönem sonucunda gerçekleşti.
Yeni liderler çıkarabilmek için ara dönemlere bel bağlamak ise açmazların en büyüğüdür.
