Eskiler “bir şeyin şuyuu, vukuundan beterdir” derlerdi. Yani bir şeyin gerçekten olması değil, dedikodusunun yapılması, duyulması, daha kötüdür anlamında. Bu söz, ruh iklimimizi tam olarak yansıtıyor. Biz hayattan ve onun getireceklerinden pek korkmuyoruz. “Ben gönlümü eylerim, gerisi Allah kerim” nakaratını tekrarlıyor ve olayları akışına bırakıyoruz. Ama birisinin çıkıp, durumu acı sözlerle dile getirmemesi şartıyla. Böyle bir şey moralimizi bozar, bizi öfkelendirir, kızdırır, hop oturup hop kalkarız. Mesela Kıbrıs’ın elden çıkıyor olması halkın keyfini pek kaçırmaz ama “enosis” sözü sarf edildi diye müthiş kızarız. Ermeni sorununu çözümsüz bırakmak bizi pek de üzmez ama illaki “soykırım” sözü edilmeyecek. 24 Nisanlarda kulak kesilir, Amerikan Başkanlarının ağzından soykırım sözü çıkacak mı, çıkmayacak mı diye bekleriz. Bu sözü duymayınca rahatlarız. Oysa bu sefer Bush, Osmanlı diyor, kitle katliamından söz ediyor, Ermenilerin çektiği acıları trajedi olarak niteliyor, ama olsun; soykırım demedi ya bu bize yeter. Bu kelime merakımız yüzünden haber bültenlerimizde “hassasiyet” kavramından geçilmiyor. “Şu konuşma orduda büyük hassasiyet yarattı.” “Bu açıklama Türkiye’nin hassasiyetlerini rencide etti.” Ne hassas ve dil meraklısı milletmişiz.