HALKI birtakım noktalarda
gelişmiş bulmayabilirsiniz a-
ma dil alanında dahi oldu-
ğunu kabul etmek durumundası-
nız.
Anadolu halkı bir dil dehasıdır.
Bu konudaki yaratıcılığına hay-
ranlık duymamak elde değil.
Zaten başka türlü olsaydı, Yunus
Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğ-
lan, Dadaloğlu gibi büyük şairler
yetiştirebilir miydi?
***
HALKIN dil gücü deyimlerde
kendini gösterir. Bıçak gibi keskin
deyimlerdir bunlar. Durumu bir
çırpıda, üç beş sözcükle açıklayı-
verir.
Beddualar da öyledir.
Halk geleneğini sürdüren politi-
kacıların başarısında, işlek ve sivri
dillerinin katkısı vardır.
***
DİLİN ve kelimenin gücünü bi-
len politik gruplar, kelimelerle oy-
namaya bayılırlar.
Tuttukları kelimeyi ihtirasla sa-
vunur, beğenmedikleri kelimeyi
değiştirmek için ölümüne mücade-
le verirler.
Çünkü "söz ola kestire başı" di-
zesinin yazıldığı ülkenin çocukla-
rıdırlar. O okulda yetişmişlerdir.
Dilin ne kadar önemli bir simge
olduğunu bilirler.
***
KARŞINIZA birisi çıksa ve "Bey-
nelmilel münasebetler, bir millet
için hayati ehemmiyeti haizdir!"
dese vereceğiniz hüküm bellidir:
"Tamam bir sağcı, bir tutucu!"
Başka birisi gelip "Uluslararası i-
lişkiler, bir ulus için yaşamsal ö-
nem taşır!" dediğinde ise ona sol-
cu, çağdaş, laik nitelemelerini ya-
kıştırırsınız.
Oysa ikisi de aynı şeyi söyle-
mektedir.
Ne var ki dil bir simgeler deme-
tidir.
BAŞÖRTÜSÜ - SIKMABAŞ -
TÜRBAN
Dilin gücünü bilen ve bu gücü i-
liğinde kemiğinde hisseden Türk-
ler, kelimeler konusunda çok du-
yarlıdır.
Eskiden beri başörtüsü olarak
bildiğimiz nesneye kızanlar, bir a-
ra "sıkmabaş" sözünü çıkardılar.
Bu söze alınanlar ve başörtüsü
takma özgürlüğünü savunanlar ise
"türban" demeye koyuldular.
Başörtüsüne sıkmabaş ya da tür-
ban diyor oluşunuz, siyasi kimliği-
nizi belirlemeye başladı.
ARABESK
Aynı tartışma "arabesk" müzikte
de yaşandı.
Bu iş ilk çıktığında adı "dolmuş
müziği" idi. Çünkü daha çok dol-
muş şoförleri çalardı.
Sonra dolmuşlar büyüyüp mini-
büs olduğunda adı "minibüs müzi-
ği" olarak anılmaya başlandı.
Ne var ki bu müzik türü yaygın-
laştıkça insanlar bu deyimde tuhaf
bir horlanma sezdikleri için yeni i-
simler önermeye başladılar: "Türk
senfonik müziği" önerisi yapanlar
bile çıktı.
Sonunda "arabesk"te karar kılın-
dı ve herkes rahatladı.
ŞERİAT
Şimdi "şeriat" sözcüğü için ya-
pılıyor bu tartışmalar.
Mesele kelimeyi değiştirmek de-
ğil, anlamını başkalaştırmak.
Laik kesimde eskiden beri "İsla-
mi devlet düzeni" olarak bilinen
şeriat'ın aslında İslam demek oldu-
ğunu savunuyorlar.
Sorun bu söze insanları alıştır-
mak ve şeriat sözünü yumuşatmak,
gündelik yaşamın içine sokmak.
Ama insanın aklına takılan soru-
lar var: Eğer şeriat İslam demekse
neden İslam şeriatı deyimi kullanı-
lıyor, Arap üniversitelerinde neden
böyle dersler veriliyor. İslam İslamı
mı denmekte?
Bir de şu ufak soru: 1925 Cum-
huriyet Hükümeti neden "Evkaf ve
Şeriye Bakanlığı"nı lağvetti?
