AZRETİ Muhammed bir toplulukta otururken, düşmanı Ebu Cehil içeri girmiş ve peygamberin yüzüne bakarak "Ya Muhammed!" demiş "Ne kadar çirkinsin. Bu dünyada senden daha çirkin yüzlü bir insan var mıdır acaba?"
Herkes şaşırıp kalmış.
Peygamber "Doğru söylüyorsun Ebu Cehil!" demiş.
Çevredeki bu cevap üzerine daha da çok şaşırmışlar.
Biraz sonra içeriye Ömer girmiş ve peygambere dönerek "Ey Allahın Resulu. Bu dünyada senden daha güzel yüzlü insan var mıdır?" diye seslenmiş.
Peygamber Ömer'e de "Doğru söylüyorsun ya Ömer!" demiş.
Kısa bir sessizlikten sonra birisi bu garip durumu sormuş: "Sana çirkin diyen Ebu Cehil'e de hak verdin, güzel diyen Ömer'e de! Hangisi doğru bunun?"
Hz. Muhammed "İkisi de doğru söyledi" diye cevap vermiş. "Çünkü ikisi de bende kendi yüzlerini gördüler."
***
TOPLUMA bakanlar da bu olağanüstü güzel örnekteki gibi, hep kendilerini seyrediyorlar.
Daha temiz bir Türkiye isteğiyle çırpınan insanlara baktıkça kendi yüzleri canlanıyor gözlerinin önünde.
Kimi bu eylemi "vatana ihanet" olarak adlandırıyor.
Kimi fesatlık arıyor, kimi de cinsel bir sapıklık...
İşte o zaman peygamberin cevabı biraz değişerek tekrarlanıyor: "Toplumun aynasında, herkes kendi yüzünü seyreder!"
***
ZAMAN zaman, Refah Partisi gizli bir taktik mi uyguluyor diye düşünüyorum.
Çünkü "Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemini onlar büyüttüler.
Bu yurttaş girişimi, ilk günlerde çok yaygın değildi. Işığını söndü-ren tek tük ev ve sokağa çıkan 30 - 40 kişilik topluluklar gözleniyordu.
Na zaman ki Refah ve DYP yöneticileri, eylemcileri düşman ilan ettiler, o zaman eylem kitle-selleşmeye, çığ gibi büyümeye başladı.
Şevket Kazan'ın "Mum söndürüyor!" sözü ise, eylemin kaderini belirleyen bir dönüm noktası oluşturdu.
Hakarete uğradığını hisseden ve bu sözden yaralanan onbinlerce insan dalga dalga eyleme katıldı.
***
OYSA Refah Partisi, daha ilk gün ortaya çıkıp "Biz de yurttaşlarımız gibi temiz bir Türkiye özlüyoruz. Zaten bizim geçmişteki çetelerle, devlet içinde işlenen suçlarla bir ilgimiz yok!" diyebilseydi herşey değişecekti.
Ne var ki sisteme muhalefet ettiğini söyleyen Refah Partisi, aslında sistemin tam göbeğinde.
Güvenlik, devlet suçu, solculara düşmanlık gibi konularda devletin ve diğer siyasi partilerin geleneksel tutumunu sürdürüyorlar.
Böylece temiz ve aydınlık bir Türkiye isteyen çevrelerin karşısına çıkıp, göğüslerini kendilerinden önceki dönemde işlenmiş suçlara siper etmekten çekinmiyorlar.
Demokrasiyi ise sadece kendileri için isteyip, siyasi, etnik ve mezhepsel görüşleri yüzünden ezilen kesimlerin çığlıklarına kulaklarını tıkıyorlar.
Refah yöneticileri için Manisa'da işkence görüp toplam 76 yıl hapse mahkûm edilen çocukların insan hakkı yok, öldürülmüş Metin Göktepe'nin ve ailesinin de hakları yok!
Varsa yoksa başörtüsü meselesi!
Kalemi ne kadar keskin olursa olsun, hiçbir yazarın çabası, bu tutumu demokrasi talebi olarak kabul ettirmeye yetmez.
