Biliyorsunuz Türkiye’de bir ara sinema sansürü çok sıkıydı. Birtakım adamlar salonlarda oturur, filmleri izler ve halkın ahlakını bozacağına inandıkları sahneleri kırpıp filmi kuşa çevirirlerdi. Sansür kurulunda yer alan hanımlar ve beyler, bizleri, yani Türk halkını koruyorlardı. O sahneleri görürsek ahlakımız bozulacaktı ve kötü insanlar olacaktık. Açık saçık sahneler bizi birer saldırgan yapacaktı. Gandi gibi filmlerde gördüğümüz direnişlere bakıp ayaklanacaktık. Dolayısıyla bizden her kötülük beklenirdi. İyisi mi biz öyle şeyleri görmemeliydik.O zamanlar Onat Kutlar durumun garipliğini belirten çok güzel bir şey söylemişti: “Sansür Kurulu eğer halkın ahlakını korumak için bu filmleri seyretmek zorunda kalıyorsa, Türkiye’nin en ahlaksız kişileri oluyorlar. Çünkü gece gündüz sansürlenmemiş filmleri izliyorlar.” Sağolsun, Fikri Sağlar büyük bir çabayla bu konudaki traji-komik çarpıklığı düzeltti.
Şimdi aynı denetim tutkusu özel radyo televizyon yasa tasarılarında hortluyor. Amaç gene aynı: Halkı korumak, halkın ahlakına gölge düşmesini önlemek ve zihnini bulandırmamak. Bir dönem de bunun mücadelesi sürecek ve sonunda her yasak gibi bu da aşılacak. Bu arada yitirilecek zamana ve enerjiye acıyor insan ama galiba çaresi yok. Hep en güç ve en dikenli yollardan geçerek zaman yitiriyoruz.
Bütün bu denetim kaygılarının altında Türk halkına duyulan derin güvensizlik yatıyor. Nasıl bir halkmış ki bu, yıllardan beri her türlü iç ve dış cereyandan korunmaya çalışılır. Türkiye Cumhuriyeti yirmi otuz yıl, komünizmi yasaklamaya uğraştı. O kış gelecek komünistleri bekleye bekleye uykusu kaçtı. Kırmızı fener altında gitar çalan okul çocukları tutuklandı. Çünkü milleti komünist yapacaklardı. Soyulmuş portakal kabuklarında ve kibrit kutularında Stalin resmi arandı. Çünkü Stalin resmini gören Türkler, gidip akın akın Bolşevik Partisi’ne yazılacaktı. Türkiye Komünist Partisi yasaktı, çünkü serbest olsa milyonlarca insan bu partiye akacak ve seçimlerde yüzde ellilere varan oy olarak, Türkiye’yi komünist yapacaktı. Şairler, yazarlar, bilimadamları, ev kadınları, on altı yaşındaki öğrenciler, subaylar bu uğurda acı çektiler, yaşamlarından oldular, hapislere atıldılar.
Şimdi de aynı korku var. Bu milleti boş bırakırsan ya ahlaksız olur, ya isyan eder, ya da vatanı satar korkusu! Kendi halkından bu kadar korkmak ayıp değil mi?
