Sizlere Barcelona’daki UNESCO konferansında yaptığım konuşmayı özetlemeye devam ediyorum: Günümüzde insanlar farklı kültürleri sanat yapıtları aracılığıyla tanımaya eskiden olduğu kadar vakit ayırmıyor ya da ayıramıyorlar. Televizyon ya da bilgisayar; türü ne olursa olsun, her türlü ekranın Odyseus’un aklını başından alan Sirenler gibi, çekici ve karşı konulamaz birer güce dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz. Dünyamız üzerindeki farklı kültür ve gelenekler ise küresel ölçekli bir imge ve imaj ekonomisinin etkisi altında. Bu görsel kültür çoğunlukla Amerika’nın kültürel atmosferinde oluşan trendler tarafından şekillendiriliyor. Yani kültür ve değerler alanında Amerika, en az uluslararası ekonomide olduğu kadar etkili bir rol oynuyor. Bu konuda Amerika’nın etkili dışişleri bakanlarından stratejist Henry Kissinger, Does America Need a Foreign Policy? adlı kitabında şöyle diyor: “Yeni yüzyılın başında Amerika Birleşik Devletleri geçmişin büyük imparatorluklarının bile rakip olamayacağı bir üstünlük konumunda bulunuyor. Bütün dünyada silahlanmadan teknolojiye, üniversite eğitiminden popüler kültüre, tüm alanlarda Amerika benzeri görülmemiş bir nüfuza sahip.” Ve şöyle devam ediyor: “Zaman zaman milliyetçi öfkelerin hedefi olsa da Amerikan popüler kültürü dünya çapında kültürel beğeninin standartlarını belirlemeye devam ediyor.” Bu sözler beni dehşete düşürüyor. Amerika’yı hor görüyor ya da Amerikan kültürünün yayılmasına karşı çıkıyor değilim. Dünya üzerindeki her kültüre olduğu gibi Amerikan kültürüne de saygı duyuyorum. Benim karşı çıktığım, gezegenimizdeki farklı kültürlerin Amerikan kültürünün oluşturduğu standartlara tabi olması. Asya-Pasifik’ten, Akdeniz ve Orta Doğu’ya; Afrika, Avrupa ve Amerikalara uzanan bir coğrafyada, milyonlarca insanın katılımıyla yüzyıllar içinde oluşturulmuş olan kültür ve gelenekler nasıl olur da tek bir standarda hapsedilebilir? Unutmayalım ki bugünün medeniyetinin temsilcileri bizleriz. Farklı kültürel gelenekleri korumak ve yaratıcılık potansiyeli taşıyan farklılıkları beslemek bizim sorumluluğumuz. Standartlaşma yüzyıllardır akan nehirlerin kuruyup gitmesi demek. Kültürel aynılaşma insanlığın intiharı olur. İnsan hakları kavramı yalnızca bugün yaşayanlan değil gelecek nesilleri de içeriyor ve çocuklarımıza aktardığımız mirastan tamamen bizler sorumluyuz. Sonuç olarak ben ümitsiz değilim. Enformasyon Çağı’nın sağladığı imkânları, insanlığın kültürel mirasını koruma ve yüceltme amacıyla kullanmanın yollarını bulabileceğimize inanıyorum.