Meclis’te bulunduğum yıllarda, aralarında TCK 301. Madde’nin de bulunduğu birçok konuda çalışır, araştırmalar yapar, kanun teklifleri verir, düşüncelerimi kürsüde savunurdum. Avrupa Konseyi’ndeki çalışmalarımın dışındaki mesaim danışmanlarımla birlikte hep bu işlere ayrılırdı. Çünkü bence parlamento çalışmasının aslı bu olmalıydı. Mesela 301. Madde konulurken, o zamanlar Bahçeşehir Üniversitesi’nin rektörü olan Süheyl Batum ve arkadaşlarının yardımıyla, Avrupa hukuku ile karşılaştırmalı bir çalışma yapmış, ulusal kimlik konusunun hangi ülkelerde hangi maddelerle korunduğunu ortaya koyan bir rapor hazırlamıştık. Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlığı birleştirilirken, kürsüden yaptığım konuşmada bu işin yanlışlığını anlatmaya çalışmıştım ve o konuşmayı hazırlamak günlerimi almıştı. Bunları küçük birer örnek olarak veriyorum; hayatım bu gibi ciddi çalışmalarla geçiyordu. Ama o sıralarda herkes bana “niye sesimin çıkmadığı“nı soruyordu. Çünkü “ses çıkması“, akşamları TV haberlerinde ya da ertesi günkü gazetelerde haber çıkması anlamına geliyordu. Basın ise böyle ciddi sayılabilecek Meclis çalışmalarına hiçbir zaman yer vermezdi. Basında yer alabilmek Meclis Başkanı’na sürahi fırlatmak, konuşurken kürsüyü yumruklayarak bir takım sebzeler çıkarmak, birilerinin üstüne saldırmak ya da en azından diğer parlamento mensuplarına okkalı küfürler savurmakla mümkün olabiliyordu. Sonuçta bu tutum; politika yapmanın neredeyse tek biçimi hâline geldi. Sivrilikler yaparak gazetelerde yer almak “iyi siyaset“ sayıldı ve… bugünlere geldik. Duruma bakın: Başbakan, çocuklara açıklanamayacak bir sözü hatırlatarak “bahtsız bedevî“ diyor, Başbakan Yardımcısı bir milletvekilini cinsel tacizle suçlarken hanım milletvekillerini ondan uzak durmaya çağırıyor. Amerika gibi önemli bir ülkenin başkanlık seçimlerinde kullanılmayan sözler, bizde her gün savruluyor. Bu ülkenin seviyesi gerçekten bu mu yoksa sadece siyaset mi böyle? Bu soruya “sadece siyaset böyle“ cevabını verebilmeyi çok isterdim ama maalesef veremiyorum. Galiba ülke buralara kadar düştü. Süt neyse kaymak da o oluyor.