Siz Türk insanının normal bir yaşam sürdüğünü mü sanıyorsunuz?
Yaşamınız, dingin sularda atılan güvenli kulaçlara mı benziyor, yoksa fırtınalı bir denizde hayatta kalma mücadelesine mi?
Bence ikincisi doğru.
Biz Türk insanları, yaşamıyoruz; korunmaya çalışıyoruz.
Çevremiz bir sürü korkuyla dolu.
Trafikten korkuyoruz: Yollarda cellat gibi giden kamyonlardan korunmaya çalışıyoruz.
Şehirlerarası yollarda, sol şeridi kapatarak üstümüze gelen otomobilden son anda kurtuluyoruz ve tatil yolunda can vermediğimiz için sevinç duyuyoruz.
Çevremizde trafik ölümleri olduğu zaman üzülüyoruz ve için için piyangonun bize çarpmadığına şükrediyoruz.
Terör herkesi vuruyor. Durakta otobüs beklerken vurulabiliyoruz. Kahvede pişti oynarken taranmamız ihtimali yüksek.
"Dur!" ihtarını duymadığımız için öldürülebiliriz. (Dünyada az işitmeye verilen en ağır cezadır bu! Bazı merhumların mezartaşına "Kulakları az duyduğu için idam edilmiştir." ibaresini yazabilecek tek ülkeyiz.)
Bu kadarla da bitmiyor: Durup dururken, birine benzetildiğiniz için de öldürülebilirsiniz. (Böylece tam benzetilmiş olursunuz. Zaten öldürülenler için "temizlendi" deyimini kullanmıyor muyuz?)
Ayrıca deprem, sel, yangın gibi felaketlerde de yitirebilirsiniz yaşamınızı.
Bir sinema çıkışında dayak yeme özgürlüğüne sahipsiniz.
Yanınızdaki kadın başını omuzunuza yaslasa, "Fuhuş yapıyorlar!" diye ihbar edilmeniz ihtimali de var.
Bir anda maaşınızın yirmi beş katı tutarında bir telefon faturası alabilirsiniz. Hiç telefonunuz olmasa da farketmez, ödemek zorundasınız.
Aynı anda bir de su faturası darbesi yiyebilirsiniz ki, "Yahu İstanbul Boğazı-nın sularını ben mi tükettim?" diye çırpınsanız da fayda etmez. Bu memlekette her şey bozuk olabilir ama "Bilgisayar asla yalan söylemez." ve de bilgisayarın kestiği parmak acımaz.
Bir yere parketmiş olduğunuz arabanızı, on gün aramadan sonra perişan bir halde bulabilirsiniz. Çünkü camı, demir levyeyle kanırtarak aralanmış, içine tel sokularak kapısı açılmış ve altı yerlere vura vura çekilmiştir.
Lokantada yediğiniz maruldan sarılık kapabilirsiniz, içtiğiniz su sizi sulu zatülcempten yataklara düşürebilir.
***
Bütün bu örnekler, nasıl bir korku toplumunda yaşadığımızı anlatmak için verildi.
Korkuyoruz.: Ulusça korkuyoruz.
Hayatımız çeşitli tehlikelerden korunarak geçiyor. Yaşlı kadınlar bileziklerini saklıyor, genç kızlar sokakta sağa sola bakmadan, Prusya askerleri gibi yürüyorlar.
Anneler çocuklarını, şeker vererek kandıracak olan muhtemel düşmanlara karşı uyarıyor.
Ve gazetelerin manşetlerine tırmanan her terör olayı, toplumdaki bu korkuyu artırıyor.
Oysa korku aşağılık bir şeydir.
Korkan insan sağlıklı düşünemez, karşısındakine kibar davranamaz. Canını kurtarma derdine düşmüş olan insandan her şey beklenir.
Politikaya atılan adam "İki gömleğim var" diyor. "Biri bayramlık, biri idamlık."
Korku, Türkiye'yi kemiriyor.
Belki de bu yüzden İstiklal Marşımız "Korkma" diye başlamakta.
