AFA yayınları çok güzel bir dergi yayınlıyor.
Dünyanın entellektüel birikimini yansıtan bu derginin adı NPQ. (Kusura bakmayın ama Türkiye'de entel diyerek ne kadar yozlaştırılırsa yozlaştırılsın ben entellektüel birikimin önemine ve onuruna inanıyorum.) New Perspectives Quarterly'nin baş harflerinden oluşan bir isim bu. Yeni Boyutlar diye çevirmek mümkün.
Son sayısında dünyanın önde gelen aydınları "Yeni Kültür Tek Tip mi Olacak?" sorusuna cevap arıyorlar. Yazar Pico İyer, Walt Disney Şirketinin başkanı Michael Eisner, Fransa Kültür Bakanı Jack Lang ve İtalya Dışişleri Bakanı Gianni de Michelis bu soruya ilginç yanıtlar veriyorlar.
Geçen yıl Venedik'te yapılan Dünya Sanat Forumu'nda Lang ve Michelis'i dinlemiş olduğum için, onların fikirlerini biliyorum. Ama Pico İyer'in yazısı bana ilginç geldi.
Daha doğrusu bir kaç yıldır uluslararası forumlarda tekrarladığım görüşlere çok yakın buldum.
Hatırlarsanız geçenlerde İletişim Zirvesi'nde de bu konudan sözetmiş ve konuşmayı bu sütunda yayınlamıştım.
İyer, "İletişimde Dünya Markası: ABD" ara başlığı altında, "İletişim hızla yayılıp dünya küçüldükçe, bu bir bakıma yalnızca Amerikan pop kültürünün egemenliğini artırmaya yarıyor" saptamasını yapıyor. Ve devam ediyor: "Amerika'nın etkisi bazen akıl almaz yerlere akıl almaz bir hızla ulaşabiliyor. Eddie Murphy'nin Coming to America filminin video kaseti Amerika'da piyasaya çıkmadan çok önce Butan'da korsan kasetlerden izlenmeye başlamıştı bile. O Butan ki herkes
kesin Orta Çağ giysileri içinde dolaştığı, bütün binaların on üçüncü yüzyıl üslubunda inşa edildiği ve yılda en çok üç bin turistin gittiği dünyanın belki de dışa en kapalı ülkesidir."
***
İyer, yazısının bir bölümünü Madonna'ya ayırmış. Onu telejeninin gücüne en iyi örnek olarak anıyor. Çünkü kendisinin de itiraf ettiği gibi Madonna olağanüstü bir dansçı, oyuncu ya da şarkıcı değil. Buna rağmen TIME dergisine kapak olmayı başarıyor ve dergi ona Churcill, Nixon ve Mao'dan daha fazla yer ayırıyor.
"Madonna'nın akıllara durgunluk veren başarısı, yalnızca kendisini sürekli yenilemesinden değil, her yeniliğinin peşinden bütün dünyayı sürüklemesinden kaynaklanıyor" diyor yazar.
Bu da ancak bir Amerikalı için mümkün olabilirdi.
Amerikalı olmayan bir kişi için dünyayı böylesine etkilemenin yolu yoktu.
"Açıkgöz süper starımız artık zaman zaman ortadan kaybolmanın ya da sapıklığın bile, etkili halkla ilişkiler taktikleri olduğunu biliyor. Olay Madonna'nın kamera karşısında olmazsa yaşayamaması değil. Tam tersine, gerçek hayatta da kamera karşısındaymış gibi davranmayı (Reagan da aynı şeyi yapıyordu) ve bunu halkla kendi hayatı arasındaki mesafe sıfıra ininceye kadar sürdürmeyi öğrenmiş olması. Madonna, rolünü günde yirmi dört saat oynamayı gönüllü olarak kabul eden ilk şöhret; kültür dünyasının aktör politikacıya karşı ilk cevabı ve hırsın kendisi kadar Amerikalıdır"
