Bizde her kuşak tarihini kendisiyle başlatır. Daha öncekilerin yaşadıkları deneyler (özellikle de acı olanları) önem taşımaz ve her kuşak, kendi kafasını vuracağı en sert kayayı bulmak ister. Kollektif bir hafızamız yok gibidir. Üç beş yılda bir, çoktan tartışılmış ve eskimiş kavramlar yeni buluşlar gibi ısıtılıp önümüze sürülür. Bu “temcit pilavları” , bazı kişilere düşünce tatmini yaratmanın ötesinde bir anlam taşımasa da “Dostlar düşünce alışverişinde görsün” kabilinden yazılıp çizilir.

Bugünlerde Türkiye sanki yeni İslam oluyormuş gibi rüzgarlar estiriliyor. Benim aciz bilgi dağarcığıma göre Türkler en yoğun biçimde, onuncu yüzyılda İslamiyeti kabul ettiler. Yanılıyor muyum yoksa? Ben mi yanlış biliyorum? Osmanlı padişahları aynı zamanda bütün İslam aleminin halifesiydi. Yani Allah’ın yeryüzündeki gölgesiydi. Bizde böyle öğretildi. Yanlış mı öğrettiler acaba? Hepimiz müslüman kültürü içinde yetiştik. Evlerimizde namazlar kılındı, oruçlar tutuldu, sahurlara kalkıldı. Bayram namazlarına gidildi. Fitre ve zekat verildi. İmam Gazali’yi, İbni Haldun’u, Mevlana’yı, Sadi’yi, Hafız’ı, Hayyam’ı okuduk. Kolej yıllarında Batı kültürüyle yoğrulurken bile Doğu’yu ihmal etmedik. Çünkü bu bizim kimliğimizin asıl parçalarından birisiydi.

Yıllarca Türkiye’nin geleceğinin Avrupalı müslüman ülke olmasında yattığını anlattık. Amerikan üniversitelerinde verdiğimiz konferanslardan, gazetedeki yazılarımıza kadar hep bu düşünceyi işledik. Ama şimdi hayretle görüyorum ki Türkiye’deki tablo, müslüman kültür kimliği ve bunun karşısındaki sığ, hain, din düşmanı bir laik kitle olarak sunulmak isteniyor. Bazıları yeni yeni “hidayete ermenin” heyecanı içinde, Türkiye’yi yeniden müslüman yapmanın savaşını veriyor. Ve karşılarındaki kişilerin laiklikten, Atatürk’ten, hoşgörüden, Batı tipi yaşama biçiminden söz etmelerine katlanamıyorlar. Neredeyse, “Mustafa Kemal’i sevmek”, Kurtuluş Savaşı’na sahip çıkmak bile suç olacak. “Bak ne katı bir Kemalist” diyecekler, “Laikliği din haline getiriyor. Bu ülkenin muhteşem müslüman geçmişine ihanet ederek, köksüz bir Batıcılık oynamaya çalışmakta. Müslümanlara zulüm yapılmasını savunuyor.” Türkiye’de karşısındaki suçlamaktan kolay şey yok nasıl olsa.

Bu yeni akıma kapılanları gördükçe rahmetli dedemi düşünüyorum, Osmanlı genci, Atatürk Türkiye’sinin sorgu hakimi, laik dindar hac ziyareti yapan ama kendi deyimiyle “ticaniler”e müthiş öfkelenen Zülfikar Bey gözümün önüne geliyor. O’nu ve arkadaşlarını saygıyla anıyor ve değerlerine bir kez daha derinden anlıyorum.