Bir Japon, bir Fransız, bir İsveçli ve bir Türk karşılaşmışlar. Yoo, fıkra anlatmayacağım. Sadece gazetelerde okuduğum bir haberi örneklerle somutlaştırmaya çalışacağım. Hikâyemizdeki Japon o yıl 25 kitap okumuş, İsveçli 10 kitap, Fransız 7 kitap.Türk ise hiç kitap okumamış. Bu durumda bir iş bölümü yapılsa kime ne iş düşer dersiniz. Yöneticilik, mühendislik, ekonomi uzmanlığı gibi işleri bu dört kişiden hangisi yapar, temizlik işleri kime düşer? Ya da korumalık, mafya, çete, vurma kırma falan filan. İstatistiklere göre yukarıda verdiğim sayılar doğru. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde kişi başına 25, 10, 7 kitap okurken, 6 Türk’e bir kitap düşüyormuş. Zaten bunu istatistik olmadan da görmek mümkün. İnsanlarımız otobüse binip 36 saat yol gidiyor, elinde bir sayfa yazı yok. Bırakın kitap okumayı, dergi bile karıştırmıyor. 36 saat boyunca camdan dışarı bakıyor. Yaz tatillerinde gençler tatil beldelerini dolduruyor, güneşin altında akşama kadar salamura gibi birbirlerine girmiş durumda yatıyorlar. İnsaf için bir tek kitap yok ellerinde. Oysa kitap okumayan insan yerinde bile duramaz, sürekli geri gider.Çünkü değişen dünyayı anlayamaz; olan biteni kavraması mümkün değildir. Mehmet Altan bu konuda güzel bir yazı yazmış ve bir “kültür devrimi” gerektiğini belirtmiş. Aynen katılıyorum. Bu “kültür devrimi” Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılmıştı. Mustafa Kemal Paşa ömrü savaşlarda geçmiş büyük bir asker olmasına rağmen, özel akşam sohbetlerinin tamamını dil ve edebiyat gibi kültür konularına ayırıyordu. Atatürk’ün sofralarıyla ilgili yazılan anı kitaplarında, onun hiç askerlik anısı anlattığını görmedim. Sadece kültür konularından söz etmiş. Zaten o dönemin Halk Evleri, Köy Enstitüleri ve Eğitim bakanlığı, evrensel kültürü halk kitlelerine yaymak için girişilen dev hamleninin etkin kurumlarıydı. Dünya düşünce ve edebiyat klasiklerinin, 21. yüzyılda bile yakalayamadığımız bir yetkinlikle devlet eliyle çevrilmesi ve basılması da bu çabanın bir kanıtıdır. Ama devrim yavaşlatılınca bu kurumlarla birlikte, kültür seferberliği de ortadan kalktı. Atatürk’ün “yeni yurttaş” oluşturma rüyası yarım kaldı. Sonuç ortada!