Her oyunun kuralı vardır. Oyuncular bu kurallan baştan bilirler. Kural olmazsa oyun da olmaz! Diyelim ki futbol oynuyorsunuz: Topu kaleye nizami bir şekilde soktuğunuz zaman gol olacağını ve bunun size galibiyet getireceğini bilmek zorundasınız. Bu kurala göre oynarsınız oyunu. Basketbol , tavla, satranç, voleybol, cirit…Bu dünyada aklınıza gelecek her oyun, kurallarının önceden belirlenmesiyle oynanır. Yoksa oyun kalmaz. Topu kaleye soktuğunuz halde birisi çıkar da karşı takımı galip ilan ederse, artık o oyun oynanamaz.

Türkiye’de politika, kuralı olmayan bir oyun haline geldi. Ne kural var, ne yaptırım, ne de herkesi bağlayan tek bir ölçü!Duruma ve gününe göre eğilip bükülen kurallarla, herkes birbirine kazık atmaya çalışıyor. Evrensel ölçülerde “başarı” olarak partiye. nitelenecek bir politik davranış, bir insanı mahvetmeye yetiyor. Ya da tam tersi! Üst üste başarısızlıklan olan bir politikacı, “kahraman” ilan ediliyor.

Bu kuralsızlığı sadece politik yaşamımız için söylemiyorum. Medya da bunun içinde. Gerçek sürekli eğilip, bükülüyor. Haklılar haksız, haksızlar haklı yapılıyor. Korkaklar cesur, hırsızlar namuslu, orta zekalılar dahi, yeteneksizler büyük sanatçı olarak takdim ediliyor.Ya da tam tersi uygulanıyor. Ve en korkuncu da insanların kendi kafalarıyla düşünmemeleri.Bu ülkede kafalar kiraya verilmiş. Bireylerin özgür ve sağlıklı düşünme ortamları kaybolup gitmiş. Kimimizin yerine medya düşünüyor. Kafamızı medyaya kiralamışız.Kimi bir tarikata kiraya vermiş aklını, kimi bir ideolojiye, kimi bir partiye.

Bu ülkede artık haklı olmak yetmiyor. Haklı olduğunuzu anlatabilmek daha önemli. Anlatma olanakları yüzünüze kapatılırsa, haksız olursunuz. Çünkü kuralsız bir demokrasideyiz.Yani kuralı olmayan bir oyunda önümüzü göremeden koşturup duruyoruz.

Bir toplumda en büyük iki tehlike, “gerçekle olan ilişkisini kesmesi” ve “ahlak kavramlarının yozlaşması” Bu dönemde ne yazık ki ikisini birden yaşıyoruz. Hem de doludizgin!