Geçen yıl bu köşede yayınlanan bir yazımız, gerçekleşmesini hiç istemediğimiz bir uyarıyla, “Yanlış politikalarınız sonucunda, bölgeye mavi bereli barış gücü askerleri getireceksiniz.” Cümlesiyle bitiyordu. Yıllardan beri Kürt sorunu konusunda atılan her adım işi biraz daha çıkmaza sokmaktan başka bir işe yaramadı. Sonunda kendimizi, Avrupa Konseyi’nden atılmakla tehdit edilen ve AGİK’in müfettişler göndermek istediği bir ülke konumunda buluverdik. Yazıktır! Biz bu ülkenin insanları, yazarları çizerleriyiz. Bütün dünyada “Türkiye” adının bir onur bayrağı gibi dalgalanmasını özlüyoruz. İnsan hakları ihlalleriyle ünlü bir parya ülke muamelesi görmeye gönlümüz razı gelmiyor. Kimsenin bizi bu duruma düşürmeye hakkı yok.
Çiller’in Paris’e uçarken yaptığı açıklamalar gene kıyamet kopardı. Cumhurbaşkanı Demirel, Kürt kültürel haklarında yapılacak bazı iyileştirmelerin terör örgütünün ekmeğine yağ süreceğini açıklıyor. Ona göre önce terör bitmeli, sonra böyle işlere sıra gelmeliymiş. Demek ki Demirel de işin özünü doğru buluyor ve Kürtçe televizyon ve eğitim yapılması gerektiğini düşünüyor. Sadece zamanlama bakımından ayrı düşüyor. Eğer böyleyse işleri çözmek daha kolay. Çünkü bilim adamları, sosyologlar Cumhurbaşkanı’na toplumsal olayların hiçbir zaman ayrı kompartımanlar gibi görülemeyeceğini, hepsinin karmaşık bir bütün oluşturduğunu anlatır ve işi çözerler. Ne var ki benim anladığım kadarıyla Demire, böyle oluşumları içine sindiremiyor. Durumu mümkün olduğu kadar uzun bir süre idare etmeye çabalıyor.
Demirel’in “Kürt kimliğinin tanınması” sözünü hatırlıyorum. Bu hatırlatma bizi “Kürt kimliği” denilen olgu üzerinde düşünmeye götürüyor. Nedir ” Kürt kimliği?” Bu konuda bir kitap yazan David Mcdowall böyle bir tanımın zorluğunu anlattıktan sonra, “İçinde bulunduğu ortamın sonucu olarak bir Kürt kültürel kimliği duygusunu taşıyan herkes Kürt’tür.” sonucuna varıyor.
Bildiğim kadarıyla Kürtler arasında üç büyük lehçe var ve bu diller birbirini anlayamıyor: Kırmanç, Zaza ve Surani lehçelerini konuşanlar arasında ortak bir dil platformu yok. Bu durumda kurulacak olan bir televizyon, bu lehçelerin hangisinde yayın yapacak? Bu üç grubun aralarındaki ortak dil ise Türkçe. Aynı durum okullar için de söz konusu. Yeni açılacak okullar hangi lehçede eğitecek çocukları? Üstünkörü bir bakışla “ Kürtçe televizyon ve eğitim” deyip geçiverdiğimiz bir olguyu bir de bu bakımdan düşünmekte yarar var. Belki de “Kürt kimliği” değil, “Kürt kimlikleri” var. Düzeltme: Dünkü yazıda bir intikamcı köylüden söz eden cümle, “köylüler” genellemesine dönüşmüş. Düzeltir, özür dilerim.
