Günün sorusu şu:
"Bir hastaya nasıl dostluk
gösterilir?"

Röntgenini çektiğiniz bir hastanın
akciğerlerinde lekeler görürseniz ona
"Sen hastasın! Hemen şu teda-
viyi uygulaman gerekir" demek
mi doğrudur, yoksa "Aslan gibisin.
Hiç bir şeyin yok. İstediğin gibi
yaşa, eğlen" demek mi?

İlk cümlede olduğu gibi hastayı u-
yarma yolunu seçerseniz, belki biraz
üzülür, kaygılanır ama bu sayede ha-
yatı kurtulur.

İkinci cümlede olduğu gibi onu
"hiç bir şeyi olmadığı"na inandı-
rırsanız sevinir "morali" düzelir, fa-
kat bu arada hastalığının gittikçe az-
masını ve ömrünün kısalmasını göze
almış olursunuz.

Evet! Şimdi bu durumda gerçeği
söyleyerek hastayı kurtarmak mı önü-
nemli yoksa gerçeği saklayarak
"moral"ini düzeltmek mi?

Günlerdir Türkiye'de bu iki tutum
tartışılıyor: Kimileri diyor ki "Moral
önemlidir. Hiçbir şeyimiz yok.
Bozgunculuk yapmayın."

İyi ama Türkiye kanıyor. Ortada
bir sorun var. Bunca insan ölürken
sorun yok denemez ki.

Güneydoğu'da ticaret kesilmiş,
GAP durmuş, gazete dağıtılamıyor,
eğitim yapılamıyor ve her gün ortala-
ma elli kişi ölüyor.

Biz "sorun yok" deyince sorunlar
ortadan kalkmıyor ki.

***

Bu krizi çözme görevi anayasal o-
larak hükümetindir.

Ankara'daki güçler dengesi, gü-
venlik tabularının yarattığı alışkanlık-
lar vs. hep laf-ı güzaftır ve sadece
gerçeği saklamaya yararlar.

Hangi gerçeği mi?
Tansu Çiller yönetiminin başarı-
sız olduğu ve Türkiye'nin sorunları-
nı ağırlaştırdığı gerçeğini.

Böyle bir kriz ortamında Türki-
ye'nin güçlü ve dengeli bir liderliğe
ihtiyacı var. Halkın bozulan "mora-
li" ve güveni ancak böyle düzeltile-
bilir.

Bu yüzden Türkiye'nin bir se-
çime gitmesi şarttır.

1994 Mart yerel seçimlerini, genel
seçimle birleştirmek Türkiye'ye çö-
züm getirebilir.

Çünkü böyle bir seçim kararı açık-
landığı günden itibaren Türkiye yeni
bir beklentiye, yeni bir umuda yöne-
lecektir.

***

Özal'ın, Demirel'in ve İnö-
nü'nün dönemlerini tamamlamala-
rından sonra partilerinin başına yeni
liderler geldi: Mesut Yılmaz, Tansu
Çiller ve Murat Karayalçın.

Üçü de kongre ile geldi.

Üçü de hükümetin başında yer al-
dı.

Ama üçü de bir seçim zaferiyle ka-
zanmadı geldiği yeri.

İşte bu noktada normal olmayan
bir durum var: Türkiye'yi ne zama-
na kadar halkın değil kurultay dele-
gelerinin seçtiği insanlar yönetecek?

Bir başka bakış açısıyla sorarsak;
seçimle gelmemiş olan liderler, bu
halka ne kadar güven verebilir?

İşte bütün bunları düşününce Tür-
kiye'nin önündeki tek çözümün
"erken seçim" olduğu gerçeği a-
yan beyan ortaya çıkıyor.

Bunu geciktirmek, Türkiye'nin so-
runlarını ağırlaştırmak demektir.