Söyler misiniz bana, bu toplum hangi ortak temelin üzerine oturuyor? Hangi ortak varoluş temeli üzerinde uygarlığını 21. yüzyıla taşıdı. Osmanlı döneminden bu yana iyi kötü koruduğu ve cumhuriyetle birlikte genç bir ülkenin mayası haline getirdiği değerlerin kaçta kaçı etkisini sürdürmekte?

Ne yazık ki yanıtlar olumsuz olacaktır. Çünkü Türkiye artık tel tel ayrışmakta, mikro değerlere bölünmekte ve yıllardır yaza yaza yorulduğumuz kutuplaşma tehlikesi artık en zehirli meyvelerini sunmakta!Kısacası dikişlerimiz atıyor, bizi birbirimize bağlayan ortak platformlar parçalanıyor.

Bu durumu anlamak için, bir gün üşenmeyin ve Türkiye’de çıkan irili ufaklı gazeteleri arka arkaya okuyun. Göreceksiniz ki, öldürecek kadar birbirine düşman olan gruplar, ağıza alınmayacak kelimelerle korkunç bir nefret duygusunu dışa vuruyor. Sanki hepsi aynı ülkenin yurttaşı değil de düşman halkların çocukları. Sağcı, solcu, Kürtçü solcu, Kürtçü sağcı, sağcı Türkçü, İslamcı Kürtçü, İslamcı Türkçü, laik solcu, laik sağcı, enternasyonalist solcu, milliyetçi solcu, devletçi sağcı, liberal sağcı… Derken liste uzayıp gidiyor ve bir amip gibi sonsuz sayıda bölünme eğilimi gösteren gruplar, birbirlerinin gözünü oyacak kadar büyük bir kinle saldırıyorlar.

Okuyucu mektuplarında da durum böyle. Bir yazınız üzerine öyle değişik ve birbirine yüz seksen derece ters görüşler geliyor ki, şaşırıp kalıyorsunuz. Birinin ak dediğine, öteki kara diyor. Birinin övdüğünü, öteki lanetliyor! Bütün bunlar belli bir nezaket çerçevesinde ve uygar bir üslupla tartışılsa, demokrasinin erdemi olarak algılanıp, olağan görülecek ama nerede o günler! Biri ötekine göre iğrenç, öteki buna göre çıfıt. Birine göre karşısındakinin katli vacip, ötekine göre karşıtının gebertilmesi gerekiyor!

Ne oldu bize? Aynı ülkenin, aynı toplumun bireyleri değil miyiz? Aynı dili konuşmuyor muyuz? Aynı ninnilerle büyümedik mi? Yemeklerimiz, kültürümüz, türkülerimiz bir değil mi? Kim bu nefret senfonisinin cehennem melodilerini arka arkaya dizip duruyor? Kulağımızda patlayan bu uçurum haykırışlarının ve ölümseverliğin sorumlusu kim? Niye birbirimizden bu kadar nefret ediyoruz? Neden birbirimize ölesiye kinleniyoruz?

Bizim gibi; kimseye ölesiye kin duyamayan insanlar da yaşıyor bu ülkede. Bunlar, ortama şaşıp kalmaktan ve eski, uygar Türkiye’yi özlemekten kendilerini alamıyor.

Bir zamanların İspanya’sında ölüm yüceltildi. “Viva la Muerte” (Yaşasın Ölüm!) çığlıkları kapladı İspanya göklerini. Aynen bizim bugünkü durumumuz gibi. Sonuçta çok ağır bir bedel ödendi. Kardeş kardeşi, baba oğulu, oğul babayı öldürdü ve İspanya bir milyondan fazla evladını, gözü dönmüş, kanlı bir iç savaşta yitirdi. Böyle bir savaştan hiç kimse kazançlı çıkamaz! Nefret hepimizi boğar. Aynı gemide yol alan yurttaşlar, bu toprağın insanları; ne olur aklımızı başımıza alıp, toplumu nefret bileşkesine bağlamaktan, öfke temeline oturtmaktan vazgeçelim. Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları olarak, ortak geleceğimiz ölüm ve kan değil, yaşam ve sevgi olsun! Hiç kimseye acımıyorsak çocuklarımıza acıyalım!