Aynı şeyleri döne döne yazmaktan yoruluyor insan ve ister istemez yüzyıllar ötesinden harika bir dize gelip yerleşiveriyor dudaklarınıza: “Felekler yandı ahımdan, muradım şemi yanmaz mı?” Bu dizeleri haykıran şairin mahlasını alıp, Fuzuli mi desek kendimize? Çünkü bu ülkede bazen her şeyin boşa gittiği, her şeyin fuzuli olduğu duygusuna kapılmadan edemiyor insan.

Yıllarca Türkiye’yi bölünme tehlikesine karşı uyardık, “Kutuplaşmaya gidiyoruz, sağ ve sol yelpazeyi koruyun ki etnik ve dini kutuplaşmaya yol açmayın!” dedik de ne oldu? Kimi aldırmadı kimi, Soğuk Savaş kalıntısı “Aman nasıl olsa solcu sözüdür!” diye düşmanlık etti. (Ben bizdeki Soğuk Savaş artıklarını, savaşın bittiğinin farkında olmadan ormanda kırk yıl saklanan Japon askere benzetirim hep. Hayatlarını anti-komünizm üzerine kurdukları için komünizm çökünce çok üzüldüler ve hâlâ komünist hayaletler yaratmak derdindeler. Çünkü düşmansız yaşayamaz bu kan emiciler.)

AB davulları çalınırken “Yahu ben Avrupa Konseyi’nde ve UNESCO’da görev yapıyorum. Orada birçok arkadaşım var. Onlarla her gün konuşuyorum. Türkiye’yi AB’ye almazlar. Boşa hayal satmayın. Sonra hayal kırıklığı ülkeyi yabancı düşmanlığına sürükler” diye yırtındık. Ne oldu? Sıfıra sıfır elde var sıfır!

Prodi Türkiye’ye geldiği zaman basınımız onun Türk bayrağı önünde beline kadar eğilmesini manşet yaptı. Adamı pek beğendik. O sırada adamı Meclis’te dinledim ben. Dedi ki: “Sadece Avrupa hükümetleri yetmez. Avrupa’daki her halkı tek tek ikna etmek zorundasınız. Sonra bir referandumla her şey çöker!” “Bakın adam neler diyor!” dedik. “Bu işin sonu özel statüdür!” Yine her zamanki gibi pişmiş aşa soğuk su katan adam muamelesi gördük. Ama şimdi Avrupa’da yapılan referandumlar, Türkiye’nin, bırakın girmeyi, kapıdan bile bakamayacağının işareti.

“Türkiye’deki mücadele siyasi değildir, rejim kavgası yapılıyor ve Türkiye üç kutba ayrılıyor!” diye dert anlatmaya çalıştık. Kimse anlamak istemedi. İşte şimdi alın size üç kutuplu Türkiye! TBMM’de din eksenliler (AKP), Milliyetçiler (CHP-MHP), ve Kürtler (DTP bağımsızları) yan yana görev yapacak. Bakalım böyle bir Meclis 367’yi bularak Cumhurbaşkanı’nı nasıl seçecek?

Bu liste böyle uzar gider. Bu memlekette madem yazıp çizmenin, uyarmanın bir anlamı yok, o zaman niye başımıza dert alıp üzülüyoruz ki! Yazacak konu mu yok! Memleket zaten lay lay lomdan geçilmiyor. Biz de bir ucundan kervana takılıveririz. Hani sakinleştirici ilaç alınca “Pislik içinde yaşıyorum ama kafama takmıyorum artık!” diyen ishalli hasta gibi. Bu formül iyi olmasına iyi ama bir tek sorun var: Şu yüreği nasıl susturacağız, onu bilemiyorum?