Siyasi partiler, Türkiye’yi meydan meydan, sokak sokak, ekran ekran dolaşıp vaatlerini sıralayacak. Ve yurttaşlardan kendilerine oy vermelerini talep edecek. Peki bu arada seçmen ne yapacak? Onun partilere yönelteceği istekler ve söz almak istediği konular yok mu? Ülke bir yandan kanıyor, bir yandan güvenlik sorunlarıyla boğuşuyor, bir yandan İstanbul depremini bekliyor, öte yandan geçim derdiyle uğraşıyor. Ama bakıyorsunuz; televizyonlarda eğlence programından şarkı yarışmasından geçilmiyor. Siyasi partiler de aynen bu yarışmalardaki şarkıcı adayları gibi değerlendiriliyor. Oysa ben gününü gün etmeye çalışan bazı yurttaşlara seslenip demek istiyorum ki: “Sizi yönetenlerden daha fazla güvenlik talep edin; seçimlerde oy vereceğiniz partiye, İstanbul depremine karşı önlemlerini, şiddete karşı bir programı olup olmadığını sorun. Futbol takımı tutar gibi oy vermeyin. Daha iyi bir yönetim hak etmek için bunu talep edin.”

Türkiye’nin birçok sorunu var. Bunların hepsi birbirine bağlı ve biri diğerinden önce çözülecek diye bir kural da yok. Sorunların hepsi ilgi ve çözüm bekliyor. Ama dönem oluyor, bir sorun diğerlerini bastırıp toplumun gündemine daha çok yerleşiyor, ağırlığını duyurmaya başlıyor. Güvenlik sorunu son aylarda böyle bir nitelik kazandı ve gündemde giderek birinci sırayı almaya doğru ilerliyor, hatta aldı bile. Son bir aylık haberleri sadece gözden geçirseniz sırtınız ürperiyor. Kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçlar, neredeyse vakayı adiye haline geldi. Cennet yurdumuzun her köşesinden çocuklara tecavüz haberleri yağıyor.Adamın biri kızının yardımıyla, onun bir arkadaşına tecavüz etmiş. Olabilir, tekil hadisedir(!).Öteki, baldızının kızı ile kendi kızı yatakta yatarken yanlarına girmiş ve baldız kızına tecavüz etmiş. Olabilir, her ülkede rastlanan şeyler(!).Bir kentte kırk ileri gelen on üç yaşındaki kıza günlerce tecavüzde bulunmuş.Tamam, anladık, bu da o yöreye ilişkin bir şey(!). Her yıl töre cinayetlerinde onlarca kız, gelin can veriyor. Tamam ama bu bir feodalizm olgusu(!).

Her suça bir kılıf bula bula Türkiye’de hırsız girmemiş ev, çalınmamış araba, tecavüze uğramamış çocuk kalmayacak neredeyse. Artık otomobildeyken kapılarınızı kilitlemeniz de yetmiyor, camı kırıp arabayı kaçırıyorlar. Büyük şehirlerde sokağa çıkan herkesin canı tehlikede. Elbette bütün bunların sebepleri var: Gelir dağılımındaki aşırı dengesizlik, durmadan tatlı hayat yayını yapıp insanları delirten televizyonlar, tüketim reklamları, yeni şiddet yöntemleri öğreten filmler, diziler… Hepsi doğru. Ama bunları bilmek, üzerinize silah doğrultan adama karşı sizi korumuyor. Bir komando yüzbaşının bile tinerci çocuklar tarafından katledildiği bir ülkede yaşıyoruz. Bir yandan “ağzımdan yel alsın!” diyorum ama öte yandan da aklıma İstanbul depremi geliyor. Böyle bir şehirde depremden sonra işlenecek suçları, yağmayı, gaspı, tecavüzü gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? Unutmayın; şiddet her an sizini de kapınızı çalabilir.