Uzun yıllar babamı, Türkiye’de rüşvet alan insanlar olduğuna inandırmadım. Yargının çeşitli kademelerinde görev yaptığı yıllarda, herkesi kendisi ve yakın çevresi gibi bilir ve rüşvet, olaylarını tek tük ahlaksızların giriştiği mesleklere leke düşürmeyecek sapıklık olarak kabul ederdi. Oysa ben ve kardeşlerim, Ankara’da hayatın içindeydik. Gördüğümüz, duyduğumuz olayları babama aktarıyorduk. “Olmaz efendim!” diyordu. “Türk hakimi, Türk polisi, Türk subayı nasıl kendini bilmezin ahlaksızlığı yüzünden bu şerefli meslekleri karalamayın.” Çünkü babam ve arkadaşları, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği ve o büyük kuruluş heyecanını yaşamış kuşaklardı. Ahlaksızlıklara, çürümüşlüklere kapalıydı vicdanları. Milyonlarca insanın kan, ter ve gözyaşı dökerek kurduğu bu büyük eserin, kanalizasyon çukuruna düşmekte olduğunu görmek istemiyorlardı. Yıllar geçti. Rüşvet, ahlaksızlık ve yolsuzluk öylesine arttı ki, babam ve arkadaşları bu olayları sessiz iç çekişleriyle karşılamaya başladılar. Ne yazık ki Türkiye, sadece “Yavuz-Havuz” yolsuzluğundan ibaret değildi.
Şimdi bataklığın dibine vurduk. Yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlık çukurunda hep birlikte boğuluyoruz. İSKİ skandalını konuşuyoruz günlerdir. Kim bilir konuşulmayan ne İSKİ’ler var. Artık iyice anlaşıldı ki ne ANAP’in eli temiz, ne DYP’nin, ne de SHP’nin. İSKİ skandalının bu boyutlara varmasını bir arkadaşım, “Solcuların bu işi de yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları” şeklinde yorumladı. Çünkü ne İlksan olayı bu boyuta geldi, ne de ANAP’ın Karayolları ve Emlak Bankası soygunları.
Pisliğin bir ucu da basına bulaşıyor: İddialara göre 29 gazeteci İSKİ tarafından maaşa bağlanmış. İşte bu konunun hemen aydınlığa kavuşturulması gerekmekte. Çünkü yolsuzlukların üstüne giden basın da yolsuzluğun içindeyse, yani kokan eti tuzlamak için kullandığımız tuz da kokmuşsa bu ülkede nasıl yaşayacağız, kime güveneceğiz? Bütün basın yayın organları var gücüyle bu konunun üstüne gitmeli ve İSKİ’den maaş alan gazetecileri tek tek açıklamalı. Sadece İSKİ’yle sınırlı kalmamalı bu. Ankara, İstanbul, İzmir başta olmak üzere, yerel yönetimlerden maaş alan gazeteciler olup olmadığı açığa çıkmalı. Sayın Erdal İnönü’ye katılmıyoruz. SHP gırtlağına kadar bu işin içine batmıştır. Eğer bu boyuttaki skandal SHP’yi ilgilendirmiyorsa İlksan’ın DYP’yi, Emlak Bankası ve Karayolları’nın da ANAPı ilgilendirmemesi gerekir ki böyle bir şey mümkün değildir.
