Leyla Gencer’in Milano’daki cenaze törenine İtalyan opera ve sanat dünyasının çok önemli isimleri katıldı. La Scala da bu dev ismin önünde saygıyla eğildi. Luciano Pavarotti ise kendi cenazesini görebilse her halde kırılırdı, gücenirdi. Çünkü kendi ülkesi İtalya’da bu büyük tenorun cenaze törenine bir tek operacı katılmamıştı. Kendi ülkesinde ihmal edilmesi dikkat çekici bir durum. Leyla Gencer’e gösteren saygıyı kolayca anlayabiliyoruz ama Pavarotti’ye reva görülen muameleyi anlamak zor. İtalyan operasını bütün dünyaya sevdiren, sesiyle, kilosu ve giyimiyle birçok kişiye ilham veren büyük sanatçı niçin bu kadar dışlandı acaba? Belki de opera eğitimi almamış olmasındandır. Pavarotti bir öğretmendi, opera eğitimi yoktu ama bu onu belki daha da özel bir sanatçı kılmıyor mu? Eğer hiç eğitim görmediği halde dünyanın bir numaralı tenoru olabiliyorsa, bu yeteneğin önünde şapka çıkarmak gerekmez mi? Demek ki İtalyan opera çevrelerine göre gerekemezmiş. Fellini yıllar önce “Ve Gemi Gidiyor” filminde opera artistleri arasındaki kıskançlıkları anlatmıştı bize. Bu da herhalde bu tür kaprislerden biri olmalı.

Leyla Gencer ise kendi ülkesinden çok İtalya’da tanındı, sevildi, saygı gördü. Hem sağlığında, hem ölümünde. Türkiye’de ise onu pek az tanıdılar, birkaç vefalı dost dışında kendisine önem de vermediler. La Scala gibi bir müzik mabedinde bunca senedir söylemesinin, ders vermesinin önemini kavrayamadılar. “Diva” deyiminin kirletildiği popüler bir dünyada, ona verilen “La Diva Turca” unvanının farkına varamadılar. Dolayısıyla da dünyaya gönderdiğimiz bir büyük opera sanatçısının keyfini çıkaramadılar.

Bu iki örneğe bakıp da hiç kimse kendi köyünde peygamber olmuyor dememek mümkün mü?

Leyla Gencer’in külleri bugün Boğaz’a serpiliyor. Boğaz ona o Boğaz’a kavuşuyor. Ve kubbede bir hoş sada kalıyor. Bir soprano sadası.