ONDRA'nın kalbinde Soho. Kalabalık, cıvıl cıvıl, her renkten, her ırktan insanın boy gösterdiği bir eğlence, lokanta merkezi.
Cuma akşamı, iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık.
Polygram International plak şirketinin ikinci başkanı olma başarısını gösteren Şevket Gözalan ve eşi Elif'le birlikte, sadece üyelerin girebildiği Soho House'da yemek yiyoruz.
Üçüncü katta, küçük bir odadayız.
Garson, "Birazdan ünlüler gelecek buraya" diyor.
Gerçekten de beş dakika geçmeden Mick Jagger ve Rolling Stones grubu ile Duran Duran topluluğunun solisti Simon Le Bon ve karısı model Jasmin Le Bon geliyorlar.
İlginç bir akşam oluyor.
Yemekten sonra garson bize, girilmesi çok zor olan Brown's'ta yer ayırtıyor. Orada da üst katta küçük bir odaya alıyorlar.
Aradan beş dakika geçmiyor ki Rolling Stones ve Duran Duran grubunun da bu odaya geldiğini görüyoruz.
Gene dip dibe oturuyor ve gülüşüyoruz.
İnsan, ayarlasa bu kadar tutturamaz.
Kulübün dışında, sokakta kıyamet kopuyor. Gençler ilahlarını görebilmek için kuyruklar oluşturuyorlar.
Biraz sonra garson bizim kendi sohbetimize dalmamızı garipseye-rek, hangi ülkeden olduğumuzu soruyor.
"Türkiye" diyorum.
"Rolling Stones'u tanıyor musunuz?" diyor. "İşte yanınızdalar."
Birçok kişinin servetler ödeyeceği bir durumun farkında olmamızı anlayamıyor.
"Biliyoruz." diyorum. "Hepsini tanıyoruz. Hem biraz önce yemekte de beraberdik. Bu kadar heyecanlanma!"
Garson inanmadan bakıyor yüzümüze.
Şaka yaptığımızı düşünüyor.
Çok geçmeden de onun hayret dolu bakışları altında ayrılıyoruz.
***
HER toplum kendi illüzyonunu, kendi star sistemini yaratıyor ve birtakım sıradan ölümlüleri kendinden ayrı bir mertebeye çıkararak neredeyse tapmaya başlıyor.
Yaşar Kemal'in dahice yazılmış kitabı "Yer Demir Gök Bakır"da, köylülerin Taşbaş'ı ermiş yapmaları gibi.
İster Londra olsun, ister New York, insanoğlunun bazı konularda, Toros köylülerinden hiç farkı yok.
Yaşamın güçlüklerinden kaçmak için kendisine bir düş dünyası yaratıyor ve ona sığınıyor.
Bu dünyanın da politik ve medyatik starlara ihtiyacı var.
Siyasiler ve tüccarlar bu eğilimi çok güzel değerlendiriyorlar doğrusu.
Dünyada ve Türkiye'de birçok, kerameti kendinden menkul Taşbaş ermişi dolaşıyor.
***
BELKİ de hala çok tanrılı dinlerin etkilerini taşıyoruz.
Yunan mitolojisinde olduğu gibi aşık olan, kavga eden, kıskanan, entrika çeviren tanrıların hikayelerini dinlemek istiyoruz.
Belki tek tanrılı dinlerin kısa geçmişi, çok tanrılı düzenin etkilerini kollektif bilinçaltımızdan silemedi.
Bu yüzden kendimize tanrılar yaratıp, onların maceralarını konuşup duruyoruz.
***
ROLLING Stones'lu, Duran Duran'lı ve Jasmine Le Bon'lu bir Londra gecesinin çağrıştırdıkları bunlar.
At gözlüklerini çıkarıp baktığımızda bütün dünya, zavallı ölümlü insanoğlunun değişmeyen psikolojisi üzerine kuruluyor ve birbirine benziyor...
