Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Uluslararası çevrelerde Türkiye’nin önemi ve ülkeyi daha iyi anlama çabaları artıyor.
Salı günü Londra‘da Whitehall‘da düzenlenen üst düzey bir toplantı bu kanımı daha da güçlendirdi.
“Royal United Services Institute” un ve Türkiye büyükelçiliğinin girişimiyle yapılan toplantı “Avrupa ile İslam Dünyası Arasındaki Türkiye: Güvenlik ve Gelişme Dinamikleri” adını taşıyordu.
Konferansın bir bölümünü Büyükelçi Özdem Sanberk, kapanış oturumunu ise İngiltere Hava Kuvvetleri Komutanı Sir Michael Graydon yönetti.
Konuşmacılar arasında Profesör Bill Hale, Dr. Mina Toksöz, Sir Nicholas Bonsor, Amiral Richard Cobbold, Dışişleri Bakanlığından Tom Richardson, Brüksel Avrupa Komisyonundan Fraser Cameron, Dr. Ian Lesser, Boğaziçi Üniversitesinden Dr. Gareth Winrow, Oxford Üniversitesinden Dr. Philip Robbins ve Financial Times gazetesinin Dış Politika Müdürü Edward Mortimer ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Gündüz Aktan bulunuyordu.
Türkiye’den Profesör Hasan Köni ve Profesör Nur Vergin de katılımcılar arasındaydı.
***
Bir gün boyunca Türkiye’nin Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği ile ilişkileri masaya yatırıldı.
Financial Times gazetesinin ünlü yazarı Edward Mortimer‘in söyledikleri çok dikkatimi çekti:
Mortimer, Batı’da Türkiye’ye ilişkin önyargıların gücünü ve bunun büyük ölçüde, Osmanlı-İslam mirasına bağlı olduğunu anlatıyordu.
Avrupa yüzyıllar boyunca Osmanlı’yı düşman bilmişti. Şimdi ise modern Türkiye’yi tanımıyordu.
Arap ülkeleri bile Türkiye’den daha fazla tanınmaktaydı.
“Şimdi bu salonun önüne çıkıp sokaktan geçenlere Türkiye’yi sorsak, inanın ki 13 yaşındaki Sarah’tan başka bir şey akıllarına gelmez.” diyordu Mortimer.
Bir ikinci tehlike de laik bir demokrasi olan Türkiye’nin Avrupa ile birlikte düşünülmesiydi.
Bu olgu, diğer Müslüman ülkelerde “Demokratik ve laik olabilmek için Avrupalı olmak gerektiği” inancını yaratabilirdi.
Mortimer kadar saygın bir yazarın, Türkiye’ye böylesine önem vermesi ve daha çok tanınmasının gerektiğini belirtmesi, sevindirici bir durum.
***
Son konuşmayı yapan Gündüz Aktan, düşünce ve ifade kapasitesi ile herkesin dikkatini çeken, entelektüel bir diplomat kalitesine sahip.
Türkiye’nin resmi tezlerini son derece etkin bir biçimde sundu.
Ne var ki “insan hakları” konusunda söyledikleri, ikna edici değildi ve binbir soru doğuracak çelişkilerle doluydu.
Bunun da sorumlusu Aktan değildi doğrusu.
Eli kolu bağlı olarak ringe çikan bir boksör misali, Ankara’daki aklıevvel siyasilerin, iç politikaya yönelik her uygulamasını, Londra’da savunmak gibi zor bir görev üstlenmişti.
İnsan hakları ihlallerinin alabildiğine sürüp gittiği bir ülkeyi, bu konuda savunmak kolay değil.
Gene de Gündüz Aktan ve Özdem Sanberk, müthiş bir performansla “Hiç olmazsa uygar ve gelişmiş diplomatları var” dedirtmeyi başardılar.
***
NOT: Yunanistan krizi dolayısıyla basında yaratılan havadan son derece üzüntü duymaktayım. Yıllarca iki halkın barış ve dostluğunu savunmuş bir kişi olarak, iki ülkede de barışa sahip çıkan kişilerin seslerini yükseltmelerini diliyorum.
Bu konuda, UNESCO çerçevesi içinde yürüttüğümüz bir “Barış ve dostluk programı” nın ayrıntılarını yakında açıklayacağım.
