Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Geçenlerde anlattığım “Bayburt Bayburt Olalı” fıkrası çok ilgi gördü.
Bir yazar, çok az yazıya böyle tepki alır. Telefonla arayanların, mektup yazanların ardı arkası kesilmedi.
Aslında Bayburt’un çok güzel hikayeleri var.
Ben, bir Bayburt fanatiği olan Dr. Eser Alptekin‘le yakın arkadaş olduğum için hemen her gün birkaç Bayburt hikayesi dinlerim.
Bazen bu hikayelere Bayburt’tan gelen “padişah” unvanlı Zeki Kutur da katılır.
Gerçekten de inanılmaz bir mizah boyutu çıkar ortaya.
Eser bugünlerde politikaya atılıyor. Hastalarından dostlarına kadar tanıyan tanımayan yüzlerce insan, desteğini sunmak ve o hangi partiye girerse orada çalışmak için sıraya girdi.
Sevilmek güzel şey.
***
Bu girişi, Eser‘den dinlediğim birkaç yeni hikayeyi anlatmak için yaptım.
Her gün içinizi karartıyoruz, hiç olmazsa pazar günleri biraz gülümsetelim.
TRAFİK POLİSİ VE YAŞLI KADIN
Bayburt il oldu ya… yollara trafik lambaları dikilmiş. Hayatı boyunca böyle bir şey görmemiş olan Bayburtlu kadın da başını gözünü sarmış, açıkta bıraktığı tek gözüyle bakına bakına gidiyormuş.
Yola gelince, yayalara kırmızı yanmasına dikkat etmeden karşıya geçmeye çalışmış.
Trafik polisi “Hey hanım hanım!” diye uyarmış. “Nereye gidiyorsun, nereye?”
Kadıncağız yolun ortasında durmuş, kendisine bağıran polise sert sert bakmış ve “Sana ne densiz?” demiş “Kaynımgile gidiyorum. Sana ne?”
KOSKOCA VİLAYET
Günlerden bir gün yabancının biri Bayburt’a gelmiş. Acıktığı için lokanta aramaya koyulmuş.
Bir bakkalın önünden geçerken kapıdaki adama, “Buralarda bir lokanta var mı?” diye sormuş. Adamcağız da “Beg” demiş “Ha şu köşeyi dön, lokanta orada.”
Yabancı lokantaya gidip, yemeğini yemiş ve ayrılmış.
Aradan bir yıl geçmiş ve bu arada Bayburt il olmuş.
Yabancının yolu yine Bayburt’a düşmüş. Geçen yıl yemek yediği lokantayı unuttuğu için aranırken yine o bakkalı görmüş.
“Selamünaleyküm” demiş “Hani bir lokanta vardı, bir daha gösterir misin?”
Bakkal uzun uzun düşünmüş, içerdeki oğluna seslenmiş, orası mı burası mı diye tartışmaya başlamışlar.
Sonunda sabrı tükenen yabancı “Yahu” demiş “Geçen yıl sordum, hemen gösteriverdiniz. Şimdi niye böyle tartışıyorsunuz?”
Bakkal “Eee beg” demiş “Koskoca vilayette yer bulmak kolay mı?”
ADAM GİBİ
Bir başka fıkra var ki pek Bayburtluların lehine değil. Belki de milli karakterimizi anlamamıza yardımcı olur diye aktarıyorum:
Trabzonlu bir ağa şoförüyle seyahat ederken yolu Bayburt yakınlarına düşmüş ve otomobili hendeğe kaymış. Çok uğraşmalarına rağmen çıkaramamışlar. Bu sırada ağanın gözü tarlada çalışan köylülere ilişmiş. Şoförüne “Git pakayum, çağır şunları bir omuz atsinlar arapaya” demiş.
Şoför tarlaya gitmiş ve “Arabamız hendeğe düştü de ağa rica ediyor. Bir yardım etseniz” der demez zaten canı burnunda olan köylüler “Hadi oradan!” diyerek şoförü kovmuşlar.
Adam gelip durumu anlatmış. Ağa bunun üzerine öfkelenmiş ve tabancasını çekip köylülerin başına dikilmiş.
“Ula poh yiyenler!” diye haykırmış. “Niçun gelip arabaya omuz vermeyesunuz? Adamimi kovaysinuz?”
Köylüler derhal toparlanmış ve “Affet agam” demişler “Kusura kalma. Ha bu şoför böyle adam gibi söylemedi ki, gelelim.”
