Malatyalılar çok sıcakkanlı, dost, ılımlı insanlar. Daha uçakta başlayan sevgi gösterileri havaalanındaki karşılamayla daha da şaşırtıcı bir boyut kazandı. Bir düşünün: Parlak doğu güneşinin altında ışıldayan havaalanına iniyorsunuz ve sizi karşılayan yerel yöneticiler ve dostlarla birlikte, kulağınızın dibinde patlayan davul - zurna sesiyle irkiliyor ve sizi karşılamak için oraya gelmiş olan folklor takımının kıvrak oyunuyla şenleniyorsunuz. Yöresel giysilerle rakseden gençlerin arkasındaki dev bez pankartta size hoş geldin deniliyor. Duygulanmazsınız da ne yaparsınız? Ben bakan, milletvekili, başbakan, vali, kaymakam, savcı, hakim, komutan falan değilim. Hiçbir sıfatım yok. Hiçbir otoriteyi temsil etmiyorum. Türkiye'nin her köşesinde karşılaştığımız sevgi seli, bu ülkenin yüce gönüllü insanlarının, bir sanatçıya verebilecekleri en büyük ödül. Buna mecbur değiller. Benden kimsenin en ufak bir çıkar beklemesi söz konusu değil. Çünkü belirttiğim gibi hiçbir yetkim yok. Düz ve sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıyım. Bu yüzden, gösterdikleri sevgi ve coşku daha da değerli. Hilesiz, hurdasız, yalansız, çıkar ilişkileriyle zedelenmeyen bir gönül dostluğu bu.
YEŞİLYURT
Karşılamadan sonra otomobillere binip eski adı Çırmıhtı olan Yeşilyurt'a gidiyoruz. Size buranın güzelliğini, temizliğini ve insanlarının pırıltısını anlatamam. Yeşilyurt'ta doğmuş olan sevgili dostum Profesör Dr. Mesut Parlak, övgülerinde haklıymış. Zaten bu değerli dostumun önayak olmasıyla buradayım. Yeşil bir alana giriyoruz. Önümüzde iki davulcu beliriyor. İnanılmaz ustalıklarla, yerlerde yatıp fırıl fırıl yuvarlanarak davul çalıyorlar. Bir yandan yürüyor, bir yandan da önümde yuvarlanarak giden davulcuya basmamak için gayret gösteriyorum. Hani Michael Jackson'ın Brezilya'da çektiği son klipte davul çalanlar var ya, Maraş'tan gelmiş bu davulcuların yanında teneke bile çalamazlar. Yeşil alana giriyoruz ve alanı çevrelemiş olan büyük kalabalığın yoğun tezahüratı arasında, Yeşilyurt kiraz festivalinin güreş yarışmalarını izliyoruz. Akşam aynı yerde bir müzik şöleni düzenlenmiş. Gençler teker teker sahneye çıkıyor ve dünya güzeli sesleriyle türküler söylüyorlar. Bu arada sık sık bizim bestelerimiz de çalınıyor. Dinleyiciler şarkılara eşlik ediyorlar. Bir şeye çok şaşırıyorum: Karlı Kayın Ormanı gibi parçaları bestelediğimiz zaman, bu çocuklar doğmamışlardı bile. Ne zaman, nereden öğrendiler bunları ve nasıl toplu halde, coşkuyla söylüyorlar? Aynı akşam Malatya spor salonunda düzenlendiğini öğrendiğimiz Hacı Bektaş'ı anma törenine sürpriz bir ziyaret yapıyor, dostlarımızla kucaklaşıyoruz. Ertesi gün bir konferans vererek çok kültürlülüğü, değişik kültürlerin bir arada yaşaması deneyini anlatıyoruz. İmzalar, birlikte fotoğraf çektirmeler derken beni Gaziantep'e götürmek üzere gelen CHP yönetiminden arkadaşlarla birlikte yola çıkıyoruz. Malatya CHP il örgütünden arkadaşlar da bize eşlik ediyor, sınıra kadar götürmek istiyorlar. Malatya Gaziantep arasının iki saat sürdüğü söyleniyor ama ne mümkün? Yolda Doğanşehir Belediye Başkanı ve diğer dostlarla buluşup, barajı geziyoruz. Sonra Takaz'ı görmeden bırakmayız diyorlar ve hep birlikte bu güzel piknik alanına gidiyoruz ve orada karşılaştığımız büyük kalabalıkla birlikte her şey yeni baştan başlıyor. Saatler sonra Gaziantep'e doğru yola koyulduğumuzda karanlık çökmüş oluyor. Doğu Anadolu yollarında giderken temiz, taze havayı içime çekiyor ve ülkede bu kadar güzellik varken, patlayan bombalarla, parçalanan insanlarla ve genç ölülerle yaşamımızın kararmasını hiç hak etmediğimizi düşünüyorum.
***
Malatya'da bizi bağrına basan binlerce dosta, türbanlısından, başörtülüsünden, köylüsünden, kentlisinden bluejean'lısına kadar kucak açan insanlara, Yeşilyurt Belediye Başkanı ve arkadaşlarına, CHP yönetimine ve özellikle Profesör Mesut Parlak'a yürekten teşekkürler. Malatya'yı hiç unutmayacağım.
