Bu yazı bir çığlıktır: Bir uyarı çığlığı. Bu ülkenin gençleri demir parmaklıklar arasında ölümle pençeleşiyor. Yetişin, uyarın, bir şeyler yapın! Açlık grevi kırkıncı gününü geçerken, yaşı 14'ten başlayan genç kızlar ve delikanlılar ölüm sınırında. Görme bozuklukları, 35'e düşen nabızlar, sürekli kusma, sıvı alamama, böbrek ağrıları, baygınlık halleri görülüyor. Bir iki gün içinde de ölümler başlayacak. Çocuklarının canını korumak isteyen çılgına dönmüş ana babalar da dışarda açlık grevi yapıyorlar.
***
Yeni Adalet Bakanı Şevket Kazan'a ve tüm yetkililere sesleniyorum: Lütfen bir şeyler yapın! Cezaevine düşmüş olan tutuklu ve hükümlülerin canı devletin teminatı altındadır. Devlet isterse cezaevinde çile dolduran insanlara her türlü kötülüğü yapabilir. Gardiyanları aracılığıyla demir parmaklıklar arkasında, hücrelerde yatan insanları, gözden uzak olmanın da verdiği bir rahatlıkla dövebilir, işkence yapabilir, hatta öldürebilir. Ne var ki tutukluların canı devlete emanettir. Bir kin ve intikam çetesinden daha üst bir örgütlenme olması gereken devlet, kendi hukuk kuralları içinde buna izin vermez, vermemelidir.
***
Malatya'da ziyaret ettiğim tutuklu yakınlarını görmenizi isterdim. Başörtülü analar, ak sakallı babalar açlık grevi yapıyor ve canlarından kaygı duydukları çocuklarını koruyabilmek için her yola başvuruyorlar. Kimi, içinin yangınını gözyaşlarıyla boşaltıyor, kimi düşmana karşı ağlamamak gerektiğini düşünerek ağlayanı kınıyor. Bir ananın, devletini düşman olarak görmesinin suçunu, bir tek o anaya yükleyemezsiniz. Kadıncağızın, dokuz ay karnında taşıdığı, sancı çekerek doğurduğu, binbir mihnetle büyüttüğü genç yavrusunun canını korumaktan başka bir amacı yok ki! Çocuğu işkence görmesin istiyor. Yavrusunun narin bedenine elektrik verilmesin, cop sokulmasın, örselenmesin, her tarafı morarana kadar dövülmesin, kafasına indirilen darbelerle basın şehidimiz Metin Göktepe gibi canını yitirmesin istiyor. Bunlar kutsal kavramlardır. Bir devlet, siyasi tavır alışlarla kendi vatandaşlarına böyle bir zulüm uygulayamaz. İnsan oluşun ideolojisi yoktur. Hapse düşmüş olan kişi ister MHP'li olsun, ister solcu, ister Kürt; hepsinin hukuk devletinde, hukuk kurallarına göre yargılanma hakkı mevcut olmalıdır. Kürdün anası da acı çeker, ülkücünün anası da, solcunun anası da. Çocuğunu görebilmek için cezaevi önüne giden anayı tartaklamak, ona hakaret etmek, tehdit etmek ne bu toprakların töresine sığar ne de insanlık töresine.
***
Bütün bu olayları "içerdeki provokatörlere" bağlamak ve cezaevlerinin suç örgütlerinin yuvası olduğunu söylemek, işkence ve baskıları haklı göstermez. Çünkü bunun kanıtı yoktur. Baskıyı yapan da devlettir, bu bahaneyi öne süren de! Türkiye'nin büyük kentlerinin en gözde semtlerinde, çocuklarının akıbetinden korktukları için yürüyen ana babaları yerlerde sürükleyen, onları coplayan, dayanışma duygusu içinde oraya gelmiş aydınları gözaltına alan zihniyet, kimsenin görmediği karanlık hücrelerde kim bilir neler yapar! Düşünün ki bu ailelerin hiçbiri silahlı değil. Hepsi yaşlı ya da orta yaşlı aile büyükleri... Bunların sessiz bir yakarışı ve uyarıyı andıran gösterisinden ne zarar gelir ki? Devlet, tutuklu yakınlarından neden bu kadar çok korkuyor? Bazı şeylerin açığa çıkması mıdır çekindiği?
***
Şiddet şiddeti körükler. Öfke öfkeyi doğurur. Siz bir tutuklu genç olsanız ve televizyon ekranında, sizi korumaya çalışan annenizin yerlerde sürüklendiğini, ayaklar altında çiğnendiğini görseniz ne yaparsınız? Gençliğin verdiği kan kızıl bir öfkeyle, bütün ömrünüzü, ananızı dövenlerden intikam almaya adamaz mısınız? İşte size insanları teröre ve intikam duygularına iten acımasız uygulamalardan birkaç örnek. İnanın bana; 1980 sonrası Diyarbakır cezaevindeki, tutukluları kendini yakarak öldürmeye götüren zalim uygulamalar olmasaydı, Güneydoğu bir kan ve ateş gölüne dönmezdi.
***
Gayet iyi biliyorum: Şimdi bu sözlere kızanlar çıkacaktır. "Vatan hainlerini mi koruyorsun? Onlar ve ana babaları her türlü işkenceyi, hak ediyor" diye mektup yazacaklardır. Ne yapayım ki ben Türkiye'yi ve insanlarını, bu tip mektup yazanlardan daha çok seviyorum ve kanın kanı, şiddetin şiddeti doğurduğu, sonu gelmez bir intikam ortamına karşı herkesi uyarmaya çalışıyorum. Söylediğim şey; hukuka saygılı olmak, büyük ve adil bir devlet gibi davranmak, sadistlere ve kan dökücülere, kışkırtıcılara fırsat vermemek! Sağduyulu hiçbir insan bunlara karşı çıkamaz, çıkmamalı!
