Bazı insanlar vardır: Ortalığı gürültüye vermeden, sessiz sedasız, iyi işler yapmaya çalışırlar. Büyük beklentileri yoktur: Para, şöhret, siyasi güç peşinde koşmazlar. Doğru bildikleri düşünce uğruna çalışmak onlara yeter de artar bile. Ben de bu köşede zaman zaman böyle alçakgönüllü ve olumlu, yapıcı insanlara yer vermeye çabalıyorum. Çünkü bunca toz duman, böylesine kişilik savaşı ve kıskançlık krizi içinde kendi kozalarını ören insanlara çok saygı duyuyorum. Bu dostlarımızdan birisi de Köln'de yaşayan Osman Okkan. Radyo programları yapıyor, televizyon belgeselleri çekiyor ve Avrupa ile Türkiye arasında entelektüel bir yakınlaşma sağlamaya çalışıyor. Arkadaşlarıyla birlikte kurduğu, Türkiye Almanya Kültür Forumu, daha şimdiden birçok yararlı projeye imza attı. Heinrich Böll ve Körber vakıfları gibi Almanya'nın ciddi kuruluşlarının desteğini alan forum, geçen hafta Köln'de bir toplantı düzenledi. Büyük bir salonda yapılan ve önemli bir dinleyici topluluğuna seslenen toplantıya, her iki ülkeden de birçok aydın katıldı. Fransa'dan katılımcı olarak gelen Profesör Altan Gökalp, Almanya'dan federal milletvekili Cem Özdemir, Ozan Ceyhun, Alevi Birlikleri Federasyon Başkanı Ali Rıza Gülçiçek, yazar Hüseyin Erdem, Ralph Giordano, Beate Winkler, Türkolog Petra Cappert ve Türkiye'den İshak Alaton gibi konuklar göze çarpıyordu.
DEĞİŞİK KÜLTÜRLER
Toplantı boyunca çok kültürlülük sorunları tartışıldı. Son yıllarda dünyanın en yakıcı sorunu haline dönüşen çok kültürlülük konusunda, özellikle Altan Gökalp ve Cem Özdemir'in yaklaşımları ilgi çekiciydi. Profesör Gökalp, Fransa'da Chirac yönetiminin yeni kurduğu bir komisyonun uygulamalarından söz ederek "21. yüzyılda artık sınırlar büyük kentlerdedir" dedi. "Kültür sınırları büyük kentlere taşınmıştır." Gökalp'e göre azınlıkların azınlık değil, birinci sınıf yurttaş olabilmeleri çok önemliydi ve Fransa böyle bir çok kültürlülük sorununu "cumhuriyette bütünleşme" ve "bölgeselleşme" formülleriyle çözüyordu. Altan Gökalp ayrıca "pozitif dışlama" diye adlandırılan ve herkesin kendi gettosu içinde, topluma karışmadan yaşaması sistemini de eleştiriyordu. Cem Özdemir, çok - kültürlü ‘den çok, kültürler arası ilişkinin öne çıktığı bir inter- kültürel ortamı savunuyordu. İshak Alaton, kendi deneyimlerinden, Türkiye'deki Sefarad olgusundan söz ederek, hoşgörü ve anlayışı yerleştirmeye çalışan bir konuşma yaptı. Hüseyin Erdem, konuşmasını yüzyıllar öncesinden getirdiği güzel Kürt şiirleriyle süslemişti. Benim yaptığım konuşmayı anlatmama gerek yok. Çünkü o düşünceleri, bu köşenin okuyucuları zaten biliyorlar.
KÖLN AYDINLIĞI
Son haftalarda yaptığım Anadolu gezileri beni çok umutlandırmış ve ülkeye yeniden güven duymamı sağlamıştı. Bu güveni sizlerle paylaşmaya, bu karışık günlerde belki yararı olur diye sizlere aktarmaya çalıştım. Köln'deki Türkiye'den de güzel haberlerim var: Artık yeni kuşaklar Almanya'nın görmezlikten gelemeyeceği bir önemli olgu. İnanın ki içlerinden çok önemli politikacılar, yazarlar, müzisyenler, işadamları çıkacak. Müzisyen İhsan Güvercin dostumuzun açtığı müzik okulunda piyano, gitar ve solfej okuyan gençlerimizin aydınlığını ve heyecanını izlemenizi isterdim. Ali Rıza Gülçiçek ve arkadaşlarının dengeli kişilikleriyle gittikçe büyüyen Alevi Birlikleri Federasyonu'nun, birçok banka genel müdürlüğünü kıskandıracak binasını, bizimle birlikte gezmenizi isterdim Arkadaş Tiyatrosu'ndaki arkadaşların heyecanlı projelerinin büyüklüğünü duymanızı dilerdim.
SONUÇ
Kim ne derse desin, Türkiye güzel, büyük ve zengin bir ülke. İnsanıyla, kültürüyle, tarihiyle, coğrafyasıyla, türküleriyle müthiş bir birikim. Gelin görün ki karşımıza çıkanların çoğu yoz insanlar. Biz bu yoz insanları göre göre ülkeden umudu kesiyor ve karalar bağlıyoruz. Bazı milletvekillerinin ve bakanların, insanın midesini bulandıran üslubuna bakıyor ve "Yönetenleri böyleyse ülke nasıl acaba?" diye kötümserleşiyoruz. Ama inanın ki durum böyle değil. Yönetenlerin çoğunluğu, bu ülke insanını temsil etmiyor. Çarpık bir politik sistemin ürünü olarak oralara tırmanıp, televizyon ekranlarında boy gösteriyorlar. Yozlukla, yoksulluğu da birbirinden ayırmamız gerekiyor. Nice zengin var ki insan demeye bin şahit ister. Nice yoksul var ki insan olmanın bütün onurunu ve erdemini taşır üstünde.
***
Şimdi bazı okurlarım diyebilir ki "İyi ama senin köşende bir umutsuz yazılar okuyoruz bir de umutlu müjdeler. Hangisi doğru?" Haklılar ama unutulmasın ki ben de bu ülkede sıradan bir yurttaşım. Herkes gibi zaman zaman umutlanıp, zaman zaman karalar bağlıyorum. Daha doğrusu şöyle diyeyim: Anadolu insanını gördüğüm zaman yüreğim şenleniyor, idarecileri gördüğüm zaman da üzülüyorum. Bu çelişkinin ortadan kalkması gerekiyor.
