Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldığı gün, başka bir konudan sözetmek ga- rip görünebilir ama ne yapayım ki Türkiye'nin yapısal sorunlan beni An- kara siyasetinden daha fazla ilgilendiri yor.
Üç gazeteden, üç alıntı yapacağım.
***
İlki Türkiye gazetesinin birinci say fasında yer alıyor:
"Bir bu eksikti" başlığı altında ve- rilen haber, "Devlet Tiyatroları, Na- zım Hikmet'in hayatını sahneye koyacak." diye devam etmekte.
Haberin sol başında Nazım Hik- met'in bir resmi var. Altına şöyle yazıl- mış: "Nazım Hikmet kaçtığı Rus ya'da 30 yıl önce ölmüştü."
Oyunu Rüştü Asyalı oynayacağı i- çin onun da bir resmi basılmış ve altı- na, "Keloğlan tiplemesiyle tanı nan Rüştü Asyalı." yazılmış.
***
Özgür Gündem gazetesinde ise Rıfat Ilgaz'la yapılan bir söyleşiye yer verilmiş.
Başlık;" Peyami Safa esrarkeşti." Rıfat Ilgaz şunları söylemiş: "Memleketin çilesini ve mahke- melerini bizler çekerken, Peyami Safa esrar ve eroin çekerek asker den kaçmıştır.."
Yazı biraz ilerleyince sıra Orhan Ve- li'ye geliyor:
"O dönemde sosyalistlere karşı sağ oluşumlar vardı. Bu oluşum- ların içinde olanlardan biri de Or- han Veli Kanık'ın kardeşi Adnan Veli Kanık'tır. Aynı zamanda bir İtalyan ajanıydı."
İki haberi arka arkaya okuyunca, ermesini beklemenin hayal olduğunu düşündüm.
Nazım Hikmet ve Peyami Safa yıllar önce kavga etmiş, birbirleri hak- kında taşlamalar yazmış, sonra göçüp gitmişlerdi bu dünyadan.
Türkiye gazetesi, Nazım Hik- met'in Rusya'ya kaçmış olduğunu ha- tırlatmaya çalışıyordu. Oysa o zaman orası Rusya değil, Sovyetler Birliği adı- nı taşımaktaydı.
Şimdi ne Sovyetler Birliği kalmıştı, ne soğuk savaş, ne sosyalist blok... Bu- na rağmen bizimkiler, ikinci dünya sa- vaşında ormanda kaybolan ve savaşın devam ettiğini sanarak otuz yıl sakla- nan Japon subayı gibi, taşra harpleri i- lan ediyorlardı.
Bunlara bakınca Don Kişot bile gerçekçi kalıyordu. Çünkü karşısında hiç olmazsa yel değirmenleri vardı.
Değişen bir dünyada, değişmeyen bir taşralılığın izleri sarıp sarmalamıştı bizleri.
Bırakın Nazım Hikmet'i, 16. yüz- yılda ölen Pir Sultan Abdal'da bile uğraşıyordu bu adamlar.
Çünkü sermayeleri buydu.
Her türlü yetenek eksikliğini kapat- manın ve kolay yoldan itibar sağlamı- nın en kestirme yolunu seçmişlerdi.
Kötü ressam ol ama bir ideolojinin arkasına geçerek kendini taşıt.
Bir enstrümanı doğru dürüst akort edeme, notayı görsen mertek san ama ideolojin seni koruyup, yeteneklilerin üstüne çıkartsın.
Bu kavga ve polemik dünyası bitin- ce çok kişi ekmeğinden olacak, işini yapamaz duruma gelecekti.
(Devamı var)
