Bu akşam atv’deki Dünya Değişirken programımızda Aleviliği ele alacağız. Programın adı 12 İmam duasından alındı: “Medet Allah, ya Muhammed, ya Ali”. Geçtiğimiz günlerde Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı’nda başarıyla açıklana görüşlere bir başka boyut kazandırmaya çalışacağız. Aleviler hem geçmişimiz hem de bugünümüz açısından önemli. Yıllar önce sayıları 10 milyonun üstünde olduğu ifade edilen Alevilerin bugün nüfusun ne kadarını oluşturduğu bilinmiyor. Çünkü Devlet İstatistik Enstitüsü’nde böyle bir bilgi yok. Nüfus sayımlarında mezhep sorulmuyor. Kesinlik taşımayan çeşitli tahminlere göre Türkiye’deki Alevilerin 20 milyon dolayında olduğu öne sürülüyor. Önemli bir yoğunluk bu.

Programa değerli katkılarda bulunan dostum Profesör Altan Gökalp, Alevi kültürünün Fransız ihtilalcileri üzerindeki etkilerini açıklıyor. Fransa Milli Araştırmalar Merkezi direktörlerinden olan Gökalp, Montesqieu ve Saint Juste’ün Aleviliğin sosyal sisteminden etkilendiği ve bu inanıştaki “musahip” geleneğini, ihtilal sonrasına uyguladıklarını anlatıyor.

Alevi inancında beni en çok etkileyen şey, insan sevgisi ve barış. Bunu en güzel anlatan söylencelerden birisi de Hacı Bektaş’la ilgili. Horasan’da Şeyh Ahmed-i Yesevi’nin müridi olan Hacı Bektaş, şeyhinden icazet almak için dar-ı cec üzerinde namaz kılmış. Yani boşlukta duran bir arpa-buğday seccadesi üzerinde namaz kılabilme mucizesini göstermiş. Bu marifet üzerine şeyhinde izin almış ve bir güvercin kılığına girip Anadolu yaylalarına uçmuş. Suluca Karahöyük üzerinde uçarken, aşağıdaki bir kadın “Üstümüzden bir er geçti” demiş. Bunun üzerine Karadonlu Can Baba bir şahin olup güvercin kovalamaya başlamış. Güvercin kaçmış, şahin kovalamış ve tam güvercini ele geçirecekken Hacı Bektaş silkinip insan oluvermiş, şahini boğazından yakalamış. Karadonlu Can Baba “Ey erenler” demiş Hacı Bektaş’a. “Hiç er ere zulmeder mi?” Hacı Bektaş, “Öyle ama” demiş “Ben Anadolu’ya gelirken bulabildiğim en masum yaratığın kılığına girdim, güvercin donunda geldim.” Bunun üzerine Karadonlu Can Baba’yla dost olmuşlar ve o grupta bulunanların hepsi Hacı Bektaş’ın müridi olmuş.

Bir halk şiiri diyor ki: “Rumelin fethinde ol gerçek veli, Tahta kılıç tutar ol batın eli” Hem yukarıdaki hikaye, hem de şiir Hacı Bektaş’ın Bizans toprakları olan Anadolu’ya barışla, kültürle, inançla geldiğini gösteriyor. Zaten Anadolu’yu Türkleştiren, insanları kitle halinde Müslüman olmaya ikna eden ve giderek Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunu hazırlayan da bu barış mesajı, bu dostluk eli.

Günümüz Türkiye’sinde bu barış mesajını ve insan sevgisine dayalı bir Müslümanlık anlayışını tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var.