Ben medyayı, basın mensubu olarak içerden, politikacı olarak da dışardan izlemiş birisiyim. Bu yüzden basın konusundaki bazı analizleri, değişik açılardan bakarak yapabiliyorum. Aday olarak basındaki siperimi terk edip, savunmasızca ortaya çıktığımda, bazı medya patronları yüzüme karşı açıkça, “Kusura bakmayın. Size değer veriyoruz ama siz SABAH grubundansınız. Bu yüzden size karşı mücadele edeceğiz.” dediler. Patronlarından bu yolda talimat alan gazeteci/televizyoncu arkadaşlarım da bana karşı inanılmaz bir yalan dolan kampanyası yürüttüler. Beni asıl üzen, seçimi kaybetmekten çok, bazı eski arkadaşlarımın, patronlarının talimatıyla bana karşı bir “gladyatör” gibi dövüştürülmeleri oldu. Yüz yüze geldiğimiz zaman da boyunlarını büküp, “Ne yapalım, emir aldık.” dediler.

Türkiye’nin durmadan nefret çoğaltan ve neredeyse bir akrep üretim çiftliğine dönmüş sevgisiz ortamında, basının kendi içindeki kavga, ateşe benzin dökmek etkisi yaratıyor. Okuyan kesimin her sabah eline aldığı gazetelerdeki ağır küfürler, birbirleri hakkında kullandıkları aşağılayıcı sözler ve bir insanı onurundan, ailesinden, yaşamından edebilecek suçlamalar artık bıkkınlık verme noktasında. Bu ülkede zaten politikacılar birbiriyle kavga ediyor. Buna bir de gazete kavgaları eklendiğinde ortaya çıkan cehennemi düşünün artık. Karacaoğlan bir şiirinde “ Cehennem yerinde hiç ateş yoktur/ Herkes ateşini buradan götürür.” der. Biz de kendi cehennemimizi yaratıyor ve ateşimizi götürüyoruz. Buna bir son vermek gerekiyor.

Medya kuruluşları elbette ki rekabet içinde olacaktır. Birbirini geçmek ve daha fazla okuyucu/seyirci toplamak için mücadele edecektir. Ne var ki bunun yolu açık ve dürüst bir rekabet ortamından geçer. Gizli kapaklı ilişkilerin ve hükümetle girişilen akçalı eylemlerin sır dolu dünyası basını zedeler. Şimdi açıklık zamanı gelmiştir. Her gazete ve televizyon, devletten kullandığı fon kaynaklı kredileri ve devletle olan diğer ticari ilişkilerini açıklamak durumundadır.

Yasaya göre sarı basın kartı taşıyan bir gazeteci başka bir meslekle uğraşamaz. Oysa o gazetecinin patronu basın dışındaki işlere rahatlıkla el atabilir. Eğer bir basın patronunun, gazetecilik dışında işleri varsa elindeki büyük medya silahını bu şirketlerin lehine kullanması kaçınılmazdır.

Medyadaki haberler ve yorumların belli çıkarlar doğrultusunda çarpıtılmasına “manipülasyon” denir. Son zamanlarda Türkiye’de manipülasyon örneklerine çok sık rastlanıyor. Eğer politika. Finans ve medya dünyasını tanıyorsanız, televizyonlarda yayınlanan her haberin ve yorumun arkasındaki niyeti sezebiliyorsunuz. Kim, neyi, nasıl ve neden öyle gösteriyor, biliyorsunuz. SABAH’IN çağrısı, bu konuda kaçırılmayacak bir fırsattır. Haydi herkes eteğindeki taşı döksün ortaya!