TÜRKIYE'de dün memur eylemi vardı.
Haberler beni alıp memurların, "Bir tencere kaynıyor ama içinde et mi kaynıyor dert mi belli değil!" dedirten kıt kanaat dünyasına götürdü.
Osmanlı'dan bu yana üç kuşaktır asker ve sivil memur olarak devlet hizmetinde bulunan bir aileden geliyor olmak, memur evlerinin anılarını hep taze tutuyor zihnimde.

Memuriyet her şeyden önce göç demektir:
Durmadan sarılıp sarmalanan; denklere, hurçlara sığdırılan eşya.
"İki nakil bir yangına bedeldir!" sözüyle anlatılan taşınma güçlükleri, kopan sandalye bacakları, köşeleri zedelenen sehpalar.
Çocukların iki yılda bir okul değiştirmesi.
Kapanık Anadolu şehirlerinde edinilen yeni arkadaşlar.
Pazar günleri yakılan banyo ve bütün ailenin sıraya girerek yıkanması.
Çamaşır günleri.
Uzun ve çaresiz bir hastalık gibi süren geçim sıkıntısı.
Büyük kardeşin giysisini, küçük kardeşin giymesi kuralı.
Ancak misafir geldiğinde açılıp uzatılan ve bu işlem yapılırken de mutlaka insanın parmağına kan oturtan tahta yemek masaları.
"Kan tükürüp, kızılcık şerbeti içtim diyen", para sıkıntısını kimseye belli etmemek için mucizeler yaratmaya çalışan, arada bir misafirliğe gittiğinde tükenmiş rujun dibindeki kalıntıyı tırnağıyla çıkarıp dudağına süren, bir hayal kadar ince ve güzel anne.
Ve ne olursa olsun yakınmama, durumdan şikayet etmeme kuralı.

***

O zaman memur ailelerinin hepsi bu durumda yaşadığı için kimsenin gocunacak, alınacak bir yanı yoktu.
Paradan, pahalı mobilyadan, otomobilden daha önemli olan, namus, şeref kavramları ve "Çocuklarımın kursağından haram lokma geçirtmem!" onuruyla yaşardı bu insanlar.
Çünkü toplumun değer yargıları zenginliğe değil, ahlak ölçülerine ayarlanmıştı.
Devlet hizmetinde olup da kıt kanaat geçinmek bir zayıflık değil, olsa olsa bir erdem göstergesiydi.
Çünkü onlar Cumhuriyet memurlarıydı.
Ülkelerine, rejimlerine ve ideallerine inançları tamdı.
Bugün, elindeki mirası hoyratça savuran Türkiye, bu milyonlarca sessiz ve fedakar memura çok şey borçlu.
Yaşamımızın temellerini onlar attı.
Ve kimisi öldü gitti; kimisi de haramzadeleri, kaçakçıları, katilleri, soytarıları öne çıkaran Türkiye panayırını hüzünlü gözlerle seyrediyor.
"Bu ülkeye ne oldu?" diye sorup cevabını bulamıyor.

***

BUGÜN aynı güçlükleri yaşamakta olan namuslu memur dostlarımıza, eylemlerinde başarılar dilerim.