MİLLİYET Yayınları arasında yayınlanan Kaptan Cook kitabını okuyorum.
İlginç ve tutkulu bir yaşam.
1700'lü yılların bu usta denizcisi, kömür taşıyan gemilerde değişiklik yaparak okyanuslara açılmış ve bazen iki yılı aşkın süre dolaşarak yeni kıtalara, meçhul adalara, kimsenin bilmediği insanlara, bitkilere ve hayvanlara ulaşmış.
Zorlu fırtınalara dayanan, inanılmaz sertlikteki kış rüzgarlarını atlatan bir serüven bu.
Gün olmuş; mercan kayalıklarına oturan gemisini tekrar yüzdürmek için çırpınmış, gün olmuş medeniyetle hiç karşılaşmamış olan yerlilerin oklarına karşı savaşmış.
Ve bu zorlu uğraş sonunda inanılmaz büyüklükte bir coğrafyayı, ülkesi İngiltere'ye hediye etmiş.
Rastladığı koylara, dağlara, nehirlere, adalara, insan topluluklarına İngilizce adlar takmış ve bunlar Cook'tan sonra İngilizce adlarıyla anılır olmuşlar.
İngiltere'ye birçok koloni kazandırmış.
Ve dünyanın bilinmeyen bölgelerini İngiliz kültürünün egemenliği altına sokmuş.
Bir yandan da dünyanın hiç geçilmemiş sularının, sarp kıyılarının haritasını ve suların iskandil derinliklerini çıkarmış.
Bilimsel amaçlı çalışmalar yapmış.
***
KAPTAN Cook'u böylesine riskli serüvenlere iten ve kömür gemileriyle okyanus ötelerine atan duygu neydi acaba?
İngiltere'deki rahat yatağında uyumak yerine neden kendini tehlikeden tehlikeye savurmuştu?
Ben bunu "merak" kelimesiyle açıklıyorum.
Dünyayı, doğayı, denizlerin ötesini merak etmek!
Bilinmeyeni bulmaya duyulan sonsuz merak!
Her büyük bilim adamının ve her büyük gezginin kanını tutuşturan o esrarlı tutku.
Eğer Kaptan Cook ve Batı medeniyetini oluşturan diğerleri, böyle çılgın meraklarla donanmış olmasalardı, bugün bize doğal gelen birçok bilimsel icat ve coğrafi keşiften yoksun kalırdık.
İngiltere'deki sanayi devrimine yol açan da bu meraktır, tıp alanındaki gelişmeleri sağlayan da.
Bugün bütün dünya İnternet ağıyla birbirine bağlanıyorsa, yine Batı kültürünün yeni Kaptan Cook'ları, yani Bill Gates'ler sayesinde sindedir.
***
BU öylesine derin bir merak duygusudur ki, yöresel siyasi dedikoduları aşar, kişisel vıdıvıdıları katlayıp bir kenara koyar.
Eğer Kaptan Cook, uzak diyarları merak edip gemisine atlamak yerine, Londra'daki siyasetçilerin ne giydiği, ne yediği ve ne dediğine takılsaydı, insanlığa toplu iğne başı kadar yarar sağlamamış olarak ölecekti.
Eğer Einstein izafiyet teorisi yerine, önemli siyasetçilerin yanında görünme merakına kapılsaydı, ömrünü telef etmiş olacaktı.
Bu soylu adamların yüreğinde yanan ateş onları evrenin bilinmezlerini merak etmeye zorladı ve insanlığa adım attırdılar.
***
KAPTAN Cook'un denizlerde dolaştığı dönemi, yani 18. yüzyılı düşünüyor ve aynı yıllarda Osmanlı'nın nelerle uğraştığını hatırlayıp kederleniyorum.
Birbirini yiyen saray adamları, göze girenlerle gözden düşenlerin sonsuz gelgiti, padişaha yakın durup bir mansıp kapmak için çırpınan kalem erbabı, medreselerde yetersiz eğitim ve kendi içine kapanmış, kendisini dünyanın merkezi sanan bir münevver grubu.
***
SAHİ şimdi durumumuz nasıl?
