EŞİTLİ dönemlerde Mesut Yılmaz'la ilgili yazılar yayınladım.
Bunlar birbirine taban tabana zıt yazılardı ama tutarlı bir çizgileri vardı.
Mesut Yılmaz ANAP kongresinde genel başkan seçilmek için ırkçılık kokan bir kurultay ve "bayrak, kuran, ezan" edebiyatı yaptığı zaman yazımın başlığı "Başbuğ Mesut Yılmaz" olmuştu.
Bir - iki yıl sonra Güneydoğu'yla ilgili yeni yaklaşım benimsemek istediği zaman ise yayınladığı bildirideki görüşleri överek "Bravo Mesut Yılmaz" diye başlık atmıştım.
Çünkü Yılmaz'la kişisel dostluk ya da düşmanlık söz konusu değildi. Türkiye'deki büyük bir partinin genel başkanı olarak, hepimizin tek tek yaşamını ve geleceğini ilgilendiren görüşlerini ele alıyor ve bunların daha demokratik bir kimliğe doğru çekilmesine kararınca kararınca katkıda bulunmak istiyordum.

***

BANA göre, Mesut Yılmaz'ın politikada bazı temel yanlışları vardı.
Türkiye'yi milliyetçi muhafazakarlardan ibaret sayıyor ve MHP'ye yaklaşan bir ideolojik çizgiyi esas alıyordu.
Ona göre bu ülkedeki aydın - demokrat çizginin çok fazla kıymet-i harbiyesi yoktu.
Politikayı ve seçimleri bu insanlar belirlemezdi.
Aydın - demokrat kesim olsa olsa rejimin tuzu biberi olarak kendi kendilerine konuşur ve ömür tüketirlerdi.
Politikanın sağlam dayanakları ise demirden yapılmış devlet çekirdeği, Anadolu'daki muhafazakar esnaf ve eşraf kesimi ile milliyetçi çevrelerdi.
Bu çevreler sert, ciddi, ödünsüz bir milliyetçilikten hoşlanırlardı.
Bu kararlar Mesut Yılmaz'ı, çağdaş - liberal bir kent partisi liderinden çok, sivil bir generale benzetmeye başladı.
Yakın çevresinden gördüğü destek ve aldığı telkinler ona doğru yolda olduğunu söylüyordu.
Bu yolla bazı çevrelerin gönlünü kazandığı da doğruydu ama kentlerde bir dönem ANAP'ına ve o-nun genç lideri, beyaz yakalı mavi gömlek giyen Mesut Yılmaz'a umut gözüyle bakan genç ve kentli çevreleri de hızla uzaklaştırıyordu.
Mesut Yılmaz, genç yaşına ve yurtdışı eğitimine rağmen Türkiye'de katı devletçi çizginin, muhafazakarlığın ve ırkçılığın yüzü haline dönüşmüştü.

***

ARADAN geçen zaman ve bazı olaylar Mesut Yılmaz'ı etkilemiş olmalı.
Türkiye'de bir aydın - demokrat potansiyelinin mevcut olduğunu gördüğünü sanıyorum.
Resmi çevrelerin ve hatta sol parti liderlerinin dışladığı ve suçlamaya çalıştığı Yaşar Kemal'i ziyaret etmesi, onun görüşlerine ihtiyaç duyduğunu belirtmesi ve özellikle Güneydoğu konusunu bir demokrasi sorunu olarak gördüğünü vurgulaması son derece önemlidir.

***

YAŞAR Kemal'in çok değer verdiği ortak dostumuz Dr. Eser Alptekin bu buluşmayı sağlamakla müthiş bir iş başardı.
Öyle ki eğer Mesut Yılmaz açıkça söylediği gibi Türkiye'de demokrasiye sahip çıkan ve Kürt sorununu demokratik çerçevede çözmeyi kafaya koyan, bu uğurda riskler göze alan bir lider olarak yaptığı çıkışa uygun politikalar izlerse, hep birlikte Mesut Yılmaz'ın miladını, onun yeniden doğuşunu izleyeceğiz.
Ve arkasında önemli bir aydın - demokrat - kentli desteği bulacak.

***

GELELİM Büyük Birlik Partisi ittifakına...
İlk bakışta bu ittifak perhiz ve turşu çelişkisini akla getiriyor ama eğer BBP, Kürt kimliğini kabul eden ve bu sorunu demokratik yöntemlerle çözmek isteyen, bu konuda Yaşar Kemal'e son derece yakın duran bir partiyle ittifak yapmak istiyorsa, bu kendi tercihleri olacaktır.

***

EĞER Mesut Yılmaz'ın Yaşar Kemal'e söylediği ve grupta tekrar ettiği sözler bir seçim taktiği değilse, Yılmaz'ın yeniden doğuşunu seyredeceğiz demektir.
Eğer tersi doğruysa bu çıkış, "sivil general" sözünü perçinlemekten başka bir işe yaramayacaktır.