Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
“Gerçek sevgi, sevgiden başka hiçbir şeyi sürüklemeden gelir. O insanda ve insanla ilgili her şeyde vardır.”
Bir genç adam, Saint Exupery’den bu alıntıyı yapıyor ve yazısının sonuna koyuyor.
1968 doğumlu; üniversite öğrencisi ve gazeteci!
Adı: Metin Göktepe.
Evrensel, gazetesinde tadına doyulmaz yazılar yazıyor.
Ve sadece yazılarıyla, aldığı ödüllerle anılması gereken bu pırıl pırıl beyin, gözaltında parçalanıyor.
Gazetecilik görevini yapmak için, diğer arkadaşlarıyla birlikte koştururken sürüye karışmış bir “boyalı kuş” gibi onu ayırıp, gözaltına alıyorlar.
Gazetenin ısrarla polisi araması fayda etmiyor.
Ve o gece cesedini yakınlardaki bir yere atıveriyorlar.
Gencecik bir yürek duruyor, pırıltılı bir beyin parçalanıyor ve devletin işlediği bu cinayet, Meclis’teki yemin törenini demokrasi sayanların suratına bir utanç maskesi olarak takılıyor.
***
Oysa o son yazılarında sevgi üzerine alıntılar yapıyor ve sanatta kaliteyi, ideolojik kısırlıktan kurtulmuş geniş ve kucaklayıcı bir sanat anlayışını savunuyordu.
Evrensel gazetesinin dünkü sayısında şöyle yazıyordu:
“Bu işi böyle yapmaya niyetimiz varsa; Mevlana senin – Hacı Bektaş benim, Divan müziği senin – Halk müziği benim, tambur senin – bağlama benim, Veysel senin – Pir Sultan benim saplantılarından da sıyrılmış olacağız.
Divan müziğine çoğumuz uzak kalmayı istemişizdir. Halbuki bilir miyiz Anadolu’ya vals ritminin Dede Efendi’yle birlikte geldiğini, bilir miyiz Mesut Cemil Bey’in sıkı bir Nazım hayranı olduğunu ve Nazım bestelediği için İstanbul Radyosu’nda başına gelmeyen bela kalmadığını… Saray müzisyeni diye bir dönemin bir sürü dahisini bir kalemde silerken, diğer taraftan bir başka saray bestecisi olan Mozart’a kucak açmamızı nasıl açıklayabiliriz.
Hal böyle olunca Veysel de, Pir Sultan da, Mesut Cemil de, Beethoven de, Joan Baez de bizimdir.”
CANI DEVLETE EMANETTİ
Böyle bir beyni parçaladılar.
Oysa Metin Göktepe‘in canından devlet sorumluydu.
Bu cinayet Başbakan’ın belirttiği gibi “münferit olay” kapsamında ele alınamaz.
Metin’i öldürenler devleti temsil etmektedir.
Eğer devlet bu suçu işleyenleri cezalandırmazsa, ceza mekanizmaları kendiliğinden işleyecek ve insanlar işlemeyen adaleti kendileri yerine getirmeye çalışacaklar.
Bu da gereksiz yere birçok masum insanın kanının dökülmesi anlamına geliyor.
Yıllardan beri yüzlerce masum yurttaş ve masum polis, ailelerini derin acılara boğarak öldürüldüler.
Artık yetmedi mi?
Günahsız insanların öldürülmesini önleyecek tek yol, adaletin işlemesi ve suçluların cezalandırılmasıdır.
