Paris’in altını örümcek ağı gibi saran metrolardan birindeyiz. Gençler, yaşlılar, zenciler, beyazlar, Uzakdoğulular, Magripliler… Kimi kitap okuyor, kimi elindeki dergiyi karıştırıyor, kiminin göz kapakları düşüyor uykusuzluktan. Aşık gençler birbirlerine sarılmış, trenin her sarsıntısını biraz daha yakınlaşma fırsatı olarak kullanmakta. Bir metro vagonunda onca insan, onca öykü, onca macera! Derken istasyonlardan birinden bir kuklacı atlıyor trene. El çabukluğu marifet, kaşla göz arasında iki boru arasına kırmızı perdesini iliştiriyor. Kasetçalarının düğmesine basıyor ve yayılan müzik eşliğinde iki kukla şarkı söylemeye başlıyor. Müzik başladıktan sonra farkına varıyoruz bütün bunların. Kuklacıyı doğru dürüst görmüyoruz bile. Vagondaki yolcuların yüzüne bir gülümseme yerleşiyor. Uzakdoğulusu, Kuzey Afrikalısı, Fransız’ı, İskandinav’ı gülüyor. Bulaşıcı bir neşe sarıyor ortalığı. Birkaç istasyon sonra kuklacı para toplamaya başlıyor. O zaman kuklacının narin bir genç kız olduğunu görüyoruz. Bu esmer kızın Fransız olmadığı belli ama hangi ulustan olduğunu tahmin etmek kolay değil. Herkes cebinden birkaç Frank çıkarıp veriyor .Bir dakikalık mutluluğun, bir hüzün antraktının bedeli bu paralar. Mekanik tıkırtılarla ilerleyen metrolarda, herkesin yüzünü balmumu maskelere benzeten soğuk ışıklar altında yolculuk yapanların, insani bir molası. Kuklacı takım taklavatını toplayıp bir başka metroya doğru koşarken sarı gür sakallarıyla iri yarı bir adam giriyor içeriye. Girer girmez de konuşma başlıyor: ‘Bayanlar baylar; beni bir dakika dinlemenizi rica ediyorum. Romanyalı bir mühendisim. Hem komünist yönetimde, hem de şimdi, Romen hükümetleri bana büyük haksızlıklar yaptı. Bunları duymanızı istiyorum.’ Anlatıyor da anlatıyor. Biraz önce kuklacı kızla şenlenen insanlar bu politik acıları duymak istemeyerek, gözlerini başka noktalara dikiyorlar. Ama iri yarı adam aldırmıyor. Ve derdini anlattıktan sonra, içini döküp rahatlamak için bir başka vagona seyirtiyor. Paris metrolarında herkes kendi macerasını yaşamakta. Kuklacı kız ve Romen mühendis, benim Türkiye odaklı düşüncelerimde ve öteki yolcuların dünyasında iki mola oluşturuyorlar. Sonra yine hepimiz kendi yaşamlarımıza, kendi acılarımıza ve mutluluklarımıza gömülüyoruz. Metro tıkır tıkır ilerlemeye devam ediyor.
