UNESCO toplantı salonundayız. Jean-Michel Jarre herkesin kafasındakini söylüyor: “Irak savaşına karşı bir bildiri yayınlayalım.” Birçok kişi destekliyor bu görüşü. Söz alıp, Türkiye’nin konumunu, savaşa karşı verilen mücadeleleri anlatıyorum. Ama Genel Direktör Matsuura, bu konuda ihtiyatlı bir üslup kullanıyor. Açıklamanın çok iyi düşünülüp taşınılmasını istiyor. Çünkü UNESCO bir Birleşmiş Milletler kuruluşu ve iyi niyet elçileri aracılığıyla yapılacak bir açıklama, tam olmasa da kurumu bağlayıcı nitelik taşıyacak. Oysa Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu konudaki kararı henüz oluşmuş değil. İşin sonunda karara ters düşmek de var. Ama bizim görüşümüz farklı. Birleşmiş Milletler ne karar alırsa alsın, bağımsız kişiler olarak savaşa karşı tavrımızı açıklama hakkımız var. Herkes bu görüşü destekliyor ve basına yapılacak açıklama kaleme alınıyor. Yemekte yanımda oturan Genel Direktör Yardımcısı, Kofi Annan’la yeni görüşmüş. Genel Sekreter’in karamsar olduğunu anlatıyor. Geçen hafta Irak’taymış. Sanki hiçbir şey olmuyor gibi halk olağan hayatına devam ediyormuş. Konuştuğu bir yetkili “Biz tarih boyunca işgal edilmeye alıştık” demiş. “Bağdat’a kimler geldi, kimler gitti. Sonunda biz kalırız buralarda.” Bu “kimler” arasında biz de varız. Ben sözü “ulus devlet”lere getiriyorum. “Galiba” diyorum “ulus-devlet aşaması kimseye yaramadı. Daha önceki imparatorluklar döneminde barış içinde yaşayan bölgelerde, kanlı ve vahşi savaşlar patladı. Ortadoğu, Filistin-İsrail savaşı, Balkanlar…” Karşımdakinin hak verdiğini görünce de ekliyorum: “Şimdi Avrupa Birliği gibi yeni imparatorluklar dönemine giriyoruz ve galiba tek çare de bu.” Sonra salona geri dönüyoruz ve çok garip bir şey oluyor. Kim Phuc, Irak savaşından söz ederken elleri titremeye başlıyor, sinirleri boşalıyor. Gözlerinden yaş süzüldüğünü görüyorum. Bir iki kişi daha ağlamaya başlıyor. Kim Phuc, Vietnam’da napalmden yanan çocuk. Hani şu meşhur, resimdeki kız. Bu yanmış çocuk vücudu insanlara o kadar dokunmuştu ki savaşın bitmesine yardımcı olmuştu. Şimdi Kanada’da yaşıyor, çocukları var. Bütün dünyayı dolaşıp savaşın ne kadar korkunç bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyor. Yanmış olan gövdesi, napalmın korkunç izlerini taşıyor. Boynundan aşağısı fil derisi gibi. Kısacası, bu yılki UNESCO toplantısına savaşın gölgesi düşmüş. Herkes üzüntülü, kaygılı ve gergin. Dünyanın eski tadı yok!