Dünya terminolojisinde askere yakın olan, askeri çözümler için direten kişilere “militarist” denildiğini bilirdik. Bunların savaş taraftarı olduğu, ülkenin askerler tarafından yönlendirilmesini istedikleri de malumumuzdu. Ama ordudan daha militarist sivil siyasetçileri ilk kez Türkiye’de gördük. Ordu Kuzey Irak’tan çekiliyor, CHP ve MHP “Neden çekildin? Savaşa devam etseydin!” diyor, ordudan hesap soruyor. Ne ilginç bir ülkeyiz. Dünyadaki bütün kavramları ters çevirmekte üstümüze yok. Üstelik bunu yapan partilerden biri de “sol” olduğu iddiasında.
Türkiye’yi tanımayan bir yabancıya sorsak, hatta bütün verileri bir bilgisayara yüklesek ve desek ki: “Bir tarafta silahlı kuvvetler var, öte yanda ise Sosyalist Enternasyonal üyesi bir siyasi parti. Bunlardan hangisi savaş ister?” Bu soruyu bin kere sorsanız, bin kere “ordu” yanıtını alırsınız. Ama Türkiye’de işler karışık. Sosyalist Enternasyonal üyesi parti savaş istiyor, asker çekildi diye de kızıyor. Peki ordunun Kuzey Irak’ta daha çok kalmasının sınırı ne? Ne istiyor Baykal? Asker oralarda bir yıl kalsa onu keser mi? Bin ölüyle mi tatmin olur, yoksa iki bin ölüyle mi, beş bin ölüyle mi?
Baykal’ın yıllardır tutarlı olarak istediği tek şey savaş. Bıkmadan usanmadan dile getirir bu dileğini. Fazla geriye gitmeye gerek yok: Açıp bakın son altı yılın arşivlerine. Yıllardan beri orduyu Kuzey Irak’a girmeye kışkırttığını gösteren yüzlerce demecini okuyacaksınız. Sürekli olarak savaş istiyor, kan istiyor, ölüm istiyor. Yalnız PKK’yla değil, Kuzey Irak’taki herkesle savaşılmasını arzuluyor. Bu işte partisinin bir suçu yok. Çünkü yanındakiler hiçbir şeye karışamıyor. O göstermelik kurullarda Baykal’a karşı çıkmak mümkün değil. Baykal ne derse o oluyor. Ağzından çıkanlar, kesin emir niteliğinde. Orduda tartışma olur, CHP’de olmaz.
Benim şaşırdığım şey Sosyalist Enternasyonal’in bu partiyi hâlâ içinde tutuyor oluşu. Militarist bir partinin üyeliği, Enternasyonal’in ilkeleriyle nasıl bağdaşıyor bilmem. Gerçi bu durumdan son derece rahatsız olduklarını, toplantılarda Baykal’a hiç yüz vermediklerini, o konuşurken birçok kişinin salonu terk ettiğini biliyorum ama nedense daha kesin bir çözüm yoluna gitmiyorlar. Tabii şimdilik!
Benim bu yazıda siyaset yaptığımı sanan okur varsa yanılır. Çünkü hepimizin başını derde sokan temel bir yanlışlığı dile getiriyorum burada. Sağı ve solu tekrar hatırlamak için sağımıza sarımsak, solumuza soğan bağlamamızı öneriyorum. Bu “sol” lider, AB’yi, reformları, barışçı çözümleri, demokratikleşme projelerini altın tepsi içinde AKP’ye hediye etti. Türkiye’de sağ-sol, ilerici-gerici, reformcu-tutucu kavramları, dolaşan bir yün yumağı gibi birbirine dolandı. Ve ne yazık ki böyle de gidecek. Çünkü eğri temel üzerine, doğru bina yapılamıyor.
