Sadece giyim kuşamın değil kelimelerin de modası olduğu bir gerçek. İnsanoğlu, bir arada yaşamaya ve davranmaya meraklı bir “primat” olduğu için diğer modalar gibi kelime modasının da aşırı derecede etkisi altında kalır ve sürüden ayrılmamak için bunları tekrar etmeye başlar. Bizim gibi, aydın olmanın değil de aydın görünmenin önemli olduğu toplumlarda bu kelime modaları daha da önemli bir hal alır. Sözü biraz uzatma pahasına, aydın olmakla, aydın görünmek kavramlarını biraz açayım. Batıdan gelen entelektüel kelimesi nedense bize yanlış ulaşmış. Dünyayı düşünerek ve zihinle kavrayan insan anlamında kullanılmıyor da bir mertebe, kültürlü olma, seçkin olma durumu gibi algılanıyor. Mankenler bile “entelektüel” görünme hevesine kapılıyor. Bu yüzden dışarıda birçok akıllı ve bilgili kişinin “Ben entelektüel değilim!” dediğini duyunca şaşırırız. Çünkü bize göre bu bir hakarettir. Durum böyle olunca da çoğu kişiyi bir “entelektüel” görünme merakı sarar. Bunun koşullarından biri de o sırada moda olan entelektüel kelimeleri kullanmaktır.

Abdülhamit zamanında moda kelimenin “Hürriyet” olduğunu biliyoruz.“ İstibdat”a karşı mücadele eden Osmanlı aydını “Hürriyet” kelimesine sarılmıştır. Hatta “Esir-i aşkın olduk ah ey didar-ı hürriyet, gerçi kurtulduk esaretten” diye şiirler yazmışlardır. Daha sonra imparatorluk çözülme ve tebaa teker teker ayrılma noktasına gelince “ittihat” kelimesi hüküm sürmeye başlamıştır. Kurtuluş mücadelesi günlerinin ve sonrasının önemli kelimesi ise “istiklal”dir. Çünkü Türkiye bir işgalden kurtulmuştur. Cumhuriyet dönemi aydınları, solcu bile olsalar “büyük adam”a yani Mustafa Kemal’e ve onun “istiklal-i tam” ilkesine övgüler yağdırmışlardır. Daha sonra soğuk savaşın zalim yüzünün iyice ortaya çıktığı dönemlerde iki kavram moda olmuştur: “Sosyalist Türkiye” ve “Bağımsız Türkiye.”

Gelelim bugüne. Günümüz aydınının moda kelimesi “öteki”dir. Türkçe’yi zorlama pahasına “ötekileştirme”, “ötekileştirmeme” gibi kelimeler üretilmektedir. Çünkü Türkiye, tek tip toplum yaratma özleminden, herkesin etnik ve kültürel kimliğini kabul etme, kimseyi “öteki” olarak görmeme dönemine geçmektedir.

Bu kelime modalarını geçit resmine sokunca, her şeyin ne kadar çabuk değiştiğini anlıyor insan. Ama değişmeyen bir şey var: O da İstanbul’un işgali sırasında her yere asılan “Bu da geçer ya hu!” ibaresi. Bu sözün anlattığı gerçek hiç değişmedi, değişmez de…