Bir yeri yakıp yıkarak geçen insanlar için “Moğol ordusu” deyimi kullanılır. Çünkü Moğol ordusu girdiği ülkede taş üstünde taş bırakmamıştır. Tarihteki ünü buradan gelir. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden, kentlerinden, kıyılarından geçtiğim zaman aklıma sık sık bu ordu geliyor. Bizler de aynen Moğol ordusu gibi toprağı, denizi yağmalıyor, ayak bastığımız yeri çirkinleştiriyor ve yangın yerine çeviriyoruz. Aslında Moğol ordusundan da beteriz. Çünkü onlar bu vahşeti başka ülkelere uyguluyorlardı, biz kendi ülkemizi yok ediyoruz. İstanbul gibi bir dünya mirasının çevresini, dışarı dökülmüş bağırsaklar gibi görünen çirkin mi çirkin mahallelerle doldurduk, denizi kokuttuk. İnsanlığa karşı suç işledik. Ve bu korkunç suçun işlendiği dönemlerde görev yapmış bütün belediye başkanlarını “hizmet etmiş büyüklerimiz” olarak anıp ellerini öpmeye koştuk. Kimseden hesap sormadık: “Arkadaş sen ne hakla insanoğlunun harikalarından biri olan İstanbul’u mahveder, bu kaçak mahallelere oy için hizmet götürürsün?” diyemedik. Ve emanete ihanet ettik. Şimdi de kıyılarımıza ihanet ediyoruz. Cennet gibi Ege, Akdeniz koyları imara açılıyor. Zaten balık çiftlikleri denizimizi mahvediyor, mavi bayraklı plajlarımızı teker teker kaybediyorduk. Şimdi de kıyılar gidiyor. Geçenlerde Tarım Bakanı’na balık çiftlikleriyle ilgili bir soru önergesi verdim. Alay eder gibi bir cevap geldi: “Gerekeni yapıyoruz!” Ege’yi denizden dolaşın, Türkiye ve Yunanistan kıyılarını, adalarını ayırmak çok kolaydır. Nerede doğa görünüyorsa orası Yunanistan, nerede mısır patlağı gibi yüz binlerce ev bitmişse, orası Türkiye. Şimdi bir de bunun üstüne yeni imar planları yapılıyor. Bakir koylara iş makineleri, dozerler, grayderler, kamyonlar sokuluyor; doğal su kaynakları yok ediliyor, ağaçlar kesiliyor, mavi koylar balık çiftlikleriyle, kanalizasyonlarla bulanık sulara dönüştürülüyor. Toprağı kazdığında zehirli varil ve işkenceyle öldürülmüş köpek leşleri fışkırıyor. Yahu biz ne biçim insanlarız? Biz kimiz? Moğol ordusuna bile rahmet okutacak biçimde kendi ülkesini yağmalayanlara, böyle hükümetlere, böyle belediyelere ne demeli? Haydi koş ey halkım; Şehrini çöplüğe çeviren başkanın eline yapış, kıyılarını yok eden politikacının ayağını öp, yağmaya sen de katıl; yak, yık parçala, kirlet, zehirle ve üç kuruşluk rant elde etmek için doğayı mahvet… Hem de bütün bunların sana kanser, yoksulluk, iğrenç bir yaşam biçiminde geri döneceğini kestiremeden. Ben artık, azınlıkta da olsalar bu ülkedeki iyi niyetli, düzgün, temiz insanlara üzülüyorum. Yoksa ilkellik ve azgınlıklarıyla galip gelen çoğunluk galiba böyle bir yaşamı hak ediyor.