ANKARA yıllarımızda, gençlik arkadaşımız Ahmet Say'ın, küçük oğlunu piyano derslerine başlattığı günleri hatırlıyorum.
O küçük çocuğun, dünya çapında bir virtüöz olacağını kimse bilemezdi elbette.
Fazıl, rekabetin en keskin, en acımasız olduğu alanda kendisini kanıtladı ve dünyanın en yetenekli genç piyanisti tahtına oturdu.
Oğluna böyle bir gelecek hazırlama azmini gösteren Ahmet'i ve hepimizin göğsünü kabartan sevgili Fazıl'ı kutluyorum.
***
FAZIL Say, bir dizi konser vermek üzere ülkemizde.
Onunla yapılan röportajları okuyorum. En çok ilgimi çeken yönü, durmadan Aşık Veysel'e duyduğu hayranlığı tekrarlaması.
Mozart yorumlarıyla dünyanın en gözde konser salonlarını ayağa kaldıran, Diaposon dergisine kapak olan, Paris Fnac'da posterleri asılan, New York'ta yaşayan gencecik Fazıl Say, Sivrialan köyünde bağlama çalıp türkü söyleyen ve gözleri görmeyen Aşık Veysel'i yere göğe koyamıyor.
***
İŞTE bütün sır burada.
Eğer Aşık Veysel'in değerini anlayacak bir kök kültüre sahip değilseniz, Mozart'ı da iyi yorumlamanız olanaksız.
1978 yılında Cumhuriyet gazetesinde 12 gün yayınlanan dizi yazımda otantik ile modern arasında hiçbir çelişki olmadığını öne sürüyordum.
Yıllarca tekrarladım bu görüşü.
20. yüzyılın en modern ressamı olan Pablo Picasso, Afrika primitif sanatından etkileniyor ve Abidin Dino'dan dinlediğim gibi, Osmanlı hat geleneğinin etkisinde kalıyordu.
Çünkü otantik olanla, modern olan her zaman birine yakındı.
Anadolu'nun ücra bir köyündeki toprak testi, belki de Hitit'ten bu yana olgunlaşan çizgileriyle, New York Modern Sanat Müzesi'nde sergilenebilecek bir değere sahipti.
Ne var ki, kente göçeden köylü, Hitit'ten devraldığı toprak testiye dudak büküyor ve işportacılardan aldığı kuş ötüşlü plastik sürahiyi tercih ediyordu.
İşte bütün yanlışlık da burada başlamaktaydı.
İki arada bir derede kalma durumuydu bu.
***
FAZIL Say, müzikte toprak testiyle, plastik sürahiyi birbirinden ayıracak kadar kültürlü.
Ve büyük Aşık Veysel'e hayran olduğunu açık açık söylüyor.
***
OYSA bizde bazı müzikçiler, kendilerini bu toprağın geleneğinden sıyırıp Batılıdan çok Batılı kesilerek, halk müziğimizi küçümser ve onun çalgılarına dudak kıvırırlar.
Çünkü arada kalmışlardır.
Ne dünyadaki prestijli bir salonda konser verebilirler ne de kendi halklarına yararlanırlar.
Sadece "yüksek sanat aristokratları" olarak onu bunu karalamakla uğraşırlar.
Piyanoda dikiş tutturamayan birileri de eleştirmenliğe soyunup bunlara övgüler düzer.
Böylece kendileri çalıp, kendileri dinlerler.
***
ANCAK Aşık Veysel'in büyüklüğünü anlayan bir müzik adamı, dünyada da var olabilir.
Fazıl Say gibi...
