Düşünün ki İstanbul'da büyümüş bir genç kızsınız. Adınız da Ayşe.

Günün birinde bir Alman erkeğiyle karşılaşıyorsunuz ve birbirinize aşık oluyorsunuz. Bu aşk evlilikle sonuçlanıyor. Daha sonra kocanızın ülkesine Almanya'ya taşınıyorsunuz. Ve Alman yurttaşlığına geçmek için başvuruyorsunuz.

Bütün eksikler tamamlanıyor ve tam yurttaşlık muameleniz bitirilecekken, size bir Alman ismi seçmenizi söylüyorlar.

Şaşırıyorsunuz.

"Benim adım var" diyorsunuz. "Doğduğumdan beri Ayşe'yim ben!"

"Olmaz!" diyorlar. "Yasa böyle. Alman yurttaşlığına geçen kişi Alman ismi taşımak zorunda."

Çok sarsılıyorsunuz ama mecburen bir Alman ismi seçip Helga oluyorsunuz.

Annenizin, babanızın koyduğu, arkadaşlarınızın kahkahalarında çınlayan Ayşe adı, yani özadınız solgun bir hayal gibi uçup gidiyor.

Ve siz Helga oluyorsunuz: Adını duyduğunda dönüp bakmayan bir Helga.

***

Yukarıda anlattığım hikaye doğru değil. Çünkü Alman yasaları, yurttaşlarının ille de Alman ismi taşımasını şart koşmuyor.

Bu yüzden binlerce Türk asıllı Alman yurttaşı, Ayşe, Fatma, İsmail, Hüseyin olarak yaşayabiliyor.

Ama tersi mümkün değil.

Bir Alman T.C. yurttaşlığına geçmek istediği zaman mutlaka Türk adı almak zorunda.

Kısacası Ayşe, Helga olmaya mecbur değil, ama Helga, Ayşe olmak zorunda.

***

İsminizi değiştirdiğinizi düşünün: Bir anda adınız Paul, Robert ya da Angelica'ya dönüşse nasıl tepki gösterirsiniz.

Bu aşırı değişim, bugünlerde bir arkadaşımın başına geldi. Kendisine uzun uzun isim aradı, hangi Türk ismini benimseyebilirim diye düşündü durdu.

Ve sonunda Sıla ismini aldı.

Sebebini soranlara ise "gurbetteyim ya" diyor.

Şimdi kendini yeni ismine alıştıracak Sıla Hanım.

***

Aklınıza takıldığını tahmin ettiğim sorunun cevabını ben de merak ettim ve sordum:

"İyi ama bir çok Rum, Ermeni, Yahudi asıllı T.C. yurttaşı var ve hepsi de kendi adını taşıyabiliyor. Maria'lar, Kirkor'lar, Kevork'lar, Jak'lar yaşıyor aramızda."

Bu sadece azınlıklara tanınmış bir hakmış. Azınlıklar kendi isimlerini taşıyabiliyorlarmış. Ama T.C. yurttaşı olan yabancılar bu haktan yararlanamıyormuş.

***

İsim deyip geçmeyin.

Çok önemlidir.

Bir insan kendi adını yirmi kere üstüste söylese yabancılaşır. Kırk yıllık adı bambaşka, acaip bir kelimeye dönüşür.

İsimlerin yarattığı imajlar, çağrıştırdığı görüntüler vardır. Bu imajlar, modalara göre değişirler. Ama bu tanımadığınız insanlar için geçerlidir.

Tanıdıktan sonra isimler insanları tarif etmeye yetmez. Tam tersine insanlar isimleri güzelleştirir ya da çirkinleştirirler.

Sıla Hanıma da, bu güzel ismi daha da güzelleştirmekten başka çare kalmıyor galiba.

Bu anlamsız yasa değişip de kendi ismine kavuşana kadar...