ŞİMDİ "Türkler Müslümanların Yahudisi oldu!" diye yazsam, birçok kişi bana kızar ama bu anlatımın, dinle, inançla hiçbir ilgisi olmadığını anlayınca beni bağışlarlar sanırım.
Çünkü bu saptama sadece Yahudilerin ticaretteki başarılarını, uluslararası iş bağlantılarını ve bu yolla edindikleri tarihsel ünü hatırlatıyor.
Türkler de bir zamanların Yahudileri gibi inanılmaz bir ticari başarı göstererek dünyanın en akla gelmedik köşelerine yayılmış bir ulus haline geldiler.
***
OYSA bizim geleneğimizde ticaret yoktur. Osmanlı İmparatorluğu'nda Türkler çiftçilikle uğraşır, günü geldiğinde asker olarak cepheden cepheye dolaşır, okumuş yazmış Türkler ise subay olur ya da devlet hizmetine girerdi.
Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları'nda anlattığı gibi, çevresine ve geleneklere rağmen ticaret hayatına atılarak bu alanda öncülük görevi yapan Türkler parmakla gösterilecek kadar azdı.
Ama yarım yüzyıl gibi kısa bir zamanda her şey tersine döndü ve Türkler Asya'dan Avrupa'ya, Amerika'dan Avusturalya'ya uzanan muazzam bir iş yaşamının girişimcileri oldular.
Almanya'daki Türk patronlarını hepimiz biliyorduk ama Asya'yı dolaştığınız zaman, bilboard'ların sadece Türk firmaları tarafından kapatılmış olduğunu görmek insanı hem şaşırtıyor hem de sevindiriyor.
Bişkek'te Issık Göl toplantılarının yapıldığı salonda, anında çeviri için kullanılan aygıtlar Philips damgasını taşıyordu ama otomatik çay, kahve makinaları Türk malıydı.
Bu gidişle, elektronik aygıtları da Türkiye satacak.
Hele Efes Pilsen ve Türkiye üzerinden Asya'ya yayılan Coca Cola fabrikaları bu kıtayı ele geçirmiş durumda.
Türk otelleri, Türk lokantaları, dev fabrikalar... insanın inanası gelmiyor doğrusu.
***
Efes Pilsen grubunun yetkilisi İlker Keremoğlu'na Bişkek'ten dönerken uçakta rastladık.
Yukarıdaki gözlemleri doğrulayan çok ilginç bir şey anlattı: Ust - Kamengorsk diye Allahın unuttuğu bir yere gitmişler. Çarlık zamanında Sibirya sürgün yeri.
Kazakistan'ın iyice kuzeyindeki kente geldiği zaman İstanbullu iki gençle karşılaşmışlar. Orada hem Efes Pilsen bayiliği yapıyorlar hem de kentin en iyi hamburger restoranını işletiyorlarmış. Sürdükleri araba da 34 İstanbul plakalı.
Bu iki genç İstanbul'dan yola çıkıp, savaşlar, darbeler ve tehlikelerle boğuşan ülkeleri aşarak yedi bin kilometre yol gitmiş ve kimsenin bilmediği, büyük bir ihtimalle kendilerinin daha önce adını duymadıkları bu şehirde iş yapmaya başlamışlar.
Hani büyük Yahya Kemal "Duydum akıncı cedlerimin ihtirasını" diyordu ya!
Bu duygu da onun gibi bir şey olmalı.
Orta Asya'dan kalkıp Viyana'ya uzanan cedlerinin ihtirası, bu genç insanları da kavuruyor ve onlar, dünyanın her köşesinde ticaret hayatında sivrilen bir ulus olarak yeniden doğuyorlar.
Bu yüzden diyorum ki; biz Türkler Müslüman milletlerin Yahudisi olduk.
Not: Bu yazılanı okuduğunuz sırada ben Nürnberg'te bir konser vermiş ve iki konser için Samos ve İkaria adalarına gidiyor olacağım. Yazın bu köşeyi hiç boş bırakmamaya çalıştım. Bu karışık gezi programında sizlerden bir hafta izin istersem beni anlayışla karşılarsınız sanırım.
