SON zamanlarda iyice artan e mail mesajların-
dan birinde, sevgili oku-
rum sormuş: "Geçen gün-
kü yazınızı Sisyphos sö-
züyle bitiriyordunuz. Ne
demek bu?"

Bir başka okurum da
mektubunda, kişisel alan
ve kamusal alan sözlerinin
yanına (private sphere ve
public sphere) diye İngiliz-
celerini koymamı yadırga-
mıştı.

Bu tip yakınmalarla çok
karşılaşıyorum.

Doğru yapıp yapmadığı-
mı bilmiyorum ama bazı
sözcüklerin yabancı dildeki karşılık-
larını koymaktaki amacım şu:

Dünyadaki entelektüel çevreler
birbiriyle ilişkili.

Aynı kişilerle dünyanın değişik kö-
şelerindeki toplantılarda karşılaşı-
yor ya da yayın organlarında yazıla-
rına, onlardan yapılmış alıntılara
rastlıyorsunuz.

Bu toplantıların ezici çoğunluğu
İngilizceyi resmi dil olarak kabul et-
miş durumda.

Geçen yüzyılın "Lingua Fran-
ca"sının yerini İngilizce aldı. (İşte yi-
ne bir yabancı deyim. Ama kültürü-
müze karışmış ve büyük bir güç ifa-
de eden lingua franca'nın yerine
Fransız dili dediğiniz zaman, kavra-
mı biraz yoksullaştırmış olmuyor
musunuz?)

Bu yüzden bazı uluslararası kav-
ramların İngilizcelerini bilmek, bu
tip ilişkilerde kolaylık sağlıyor.

Özellikle, bu köşeyi okuyan genç-
ler açısından bir kolaylık olsun, u-
luslararası terminolojiye alışsınlar
diye elden geldiğince parantez için-
de yabancı karşılıkları veriyorum.

Sözcüğün anlamını Türkçe olarak
verdiğim için bu sadece ek bir işgü-
zarlık anlamına geliyor.

Hiç kimsede anlama güçlüğü ya-
ratmasına imkan yok.

***

AYRICA bir köşe yazısı çeşitli kişi-
lerce okunur ve herkes kendi dağar-
cığına ve birikimine göre tad alır.

Yazının sonundaki Sisyphos söz-
cüğünü anlamamak ayıp değildir.

Ne var ki bu ülkede Sisyphos'la il-
gilenmiş, hatta bu konuda Albert
Camus'nun yazdığı kitabı okumuş
onbinlerce insan bulun-
makta.

Sisyphos, Yunan mitolo-
jisinde tanrıların ağır bir
cezaya çarptırdığı kişi.

Cezası ise her gün dev
bir kayayı ite ite bir tepe-
nin başına çıkarmak ve
tam zirveye ulaştığı anda
aşağı yuvarlanan kayayı
ertesi sabah yine binbir
gayretle tepeye taşımak.
Hem de amaca ulaştığı
anda tekrar aşağı yuvarla-
nacağını bilerek.

***

ULUSLARARASI kültür
ortamlarında, birçok söz-
cük, ona en güçlü anlamı yükleyen
dildeki biçimiyle kullanılıyor.

Mesela bütün dünya çocuk yuva-
sının kendi dillerinde karşılığı bulun-
masına rağmen Almanca'daki "kin-
dergarten" sözünü yeğliyor.

Batı dünyası, sık sık deyim haline
getirdiği "Mecca" (Mekke) ismine
yer veriyor. Mesela "Tenisçilerin
Mekke'si" başlığı kimseyi yadırgat-
mıyor. Onların yürekten bağlı olduğu
merkezi anlatmak için kullanılıyor.

Almanca'daki "zeit geist" (zama-
nın ruhu) deyimi de uluslararası ha-
le geldi.

Bunlar dil kullanımının sağladığı
hazlar ve vazgeçmek kolay değil
doğrusu.

***

BİZİM dilimiz, sevgili Türkçemiz
de dünyaya böyle uluslararası kav-
ramlar hediye etmiş: Batı dillerinde
gazete büfesi anlamına gelen kiosk
kelimesi, bizdeki 'köşk'ten türemiş.

Ne yazık ki Batılılar köşkü kulla-
nırken, biz büfe diyoruz.

İsveç kralı Demirbaş Şarl'ın gö-
türdüğü ve Batı'ya kazandırdığı söz-
cükler bununla da sınırlı değil.

Bugün bütün İskandinavya "kala-
balık" kelimesini kullanıyor.

"Dolma" diyor.

Macaristan seferine çıkan orduya
dağıtılan "kul aşı" bugün dünyaca
meşhur Macar yemeği gulas'a dö-
nüşmüş durumda.

***

KELİME alışverişinden korkma-
mamız gerektiğini düşünüyorum.

Ama yine de bu konuda yazmaya
devam edin. Eğer yanlış düşünüyor-
sam düzeltirim!