TOPU topu bir hafta geçti ama bu köşede sizlere seslenmeyi özlemedim desem yalan olur.
Eğrisiyle doğrusuyla bir sohbet tutturmuş gidiyoruz.
Her gün bu köşede yayınlanan yazılarla ilgili düşünceleriniz, tepkileriniz, mektup ve elektronik posta olarak elime geçtiğinde, yazı yazmanın tek taraflı bir iş olmadığını, neredeyse inter - aktiv denilebilecek bir alışverişe dönüştüğünü kavrıyor ve bundan kıvanç duyuyorum.
Bana yazma ve görüş belirtme zahmetine katlandığınız için sizlere teşekkür borçluyum.
Bazı mektuplar gözümden kaçmış olan noktalara dikkat çekiyor, bazıları yanlışlarımı düzeltiyor.
Kimi mektuplar, yazdıklarımızın yanlış anlaşıldığını gösteriyor ama olsun, bunlar da yararlı.
En tatsızı, yaptığımız şakaları anlamayan mektuplar.
Bu ülkede şakaya yer yok galiba.
***
ŞİMDİ kısaca bir rapor vereyim: Sizden ayrı geçirdiğim bu bir haftada içinde tatil yapmadım.
Günlerimi başka çalışmalar doldurdu.
Nurnberg'de dünyaca ünlü klarnet ustası Giora Feidman ile ortak bir konser verdik.
Giora Feidman Buenos Aires doğumlu ve klarnete yeni bir kimlik kazandıran virtüöz olarak tanınıyor.
Bu büyük ustanın klarnetinden şarkılarımızı dinlemek büyük bir zevkti doğrusu.
Konserden sonra, Atina'ya geçip hastalığıyla uğraşan Mikis Theodorakis'i ziyaret ettim.
Vrahati'deki yazlığında çok ilginç şeyler konuştuk.
Daha sonra Sisam (Samos) ve Nikarya (İkaria) adalarında Maria Faranduri ile verdiğimiz konserlerle bu hafta tamamlandı.
***
KONSER turnemizin bitiminde müzisyen arkadaşlarımla birlikte, deniz yoluyla Kuşadası'na geçtik ve Türkiye olanca hızı, dinamizmi, çarpıcılığıyla başımızı döndürmeye başladı.
Uzaktan da izlediğimiz olaylar bizi içine alıp öğüttü.
Zaten hepsini biliyorduk bunların.
Ankara'da gazeteci arkadaşlarımızın kafalarını kıran polislerin aslında polis değil, üniforma giymiş şeriatçılar olduğunun farkında değil miydik yoksa?
Sekiz yıllık eğitimi çıkaracağız ve bu işin garantisi biziz diye propaganda yapan Çiller'in, şimdi sekiz yıllık eğitime karşı çıkışı beklenmedik bir şey miydi?
Hangi konuda tutarlı ve sözüne sadık bir politikacı olmuştu ki Çiller?
Ya yeni hükümet?
İşe başlar başlamaz halkın üzerine Zeus'un yıldırımları gibi zam şimşekleri yağdıran hükümet alışılmadık bir şey mi yapıyordu?
Zaten işbaşına gelen her hükümetin icraatı böyle başlamıyor muydu?
Bu konuda en güzel sözü şair dostum Ülkü Tamer söyledi: "Damla damlaya göl olur sözünü değiştirmemiz gerekiyor artık" dedi. "Bundan böyle zamlaya zamlaya göl olur demeliyiz."
***
KISACASI hal bu hal, devran bu devran!
Siz yazsanız da yazmasanız da Türkiye, Türkiye olmaya devam ediyor.
Ne var ki insanın içi durmuyor.
Şu güzelim ülkede daha insanca yaşamak varken niye böyle hoyrat bir kan ve şiddet deryasının içinde debeleniyoruz diye sormadan edemiyorsunuz.
