Geçtiğimiz cuma Ankara’da müthiş bir akşam yaşadık. Hasta çocuklara yardım amaçlı uluslararası Kiwanis kulübü adına bir geceye katıldık. Almanya Büyükelçiliği de zarif bir jestle bu yardım konserine harika bahçesini açtı. Değerli sopranomuz Leyla Çolakoğlu ve harika tenorumuz Hakan Aysev’den şarkılarımı dinlemenin, sonra da onlarla birlikte söylemenin zevki müthişti. Türkiye bu değerli sanatçılarıyla ne kadar övünse yeridir. Plaket töreninden sonra istek üzerine dinleyicilerle birlikte büyük bir koro oluştururken buna Almanya Büyükelçisi ve Müsteşarı da katıldı. “Daha önce hiç bu kadar yüksek düzeyli Alman diplomatlarla birlikte söylememiştim” dedim. Almanya Büyükelçisi de askerlik görevini yaptığı zamandan beri topluca şarkı söylemeye katılmadığını belirtti.Herkesi bir neşe kapladı. Müziğin insanları bir araya getiren gücünün hepimiz farkındaydık. Dünya bir anlamda müzikle dönüyor. Wagner, Dünya’nın dönerken çıkardığı sesin “si” notası olduğunu söylemişti.Bu yüzden bazı Wagner festivallerinde borular güneş batarken “si” sesini üflerler.Hakan Aysev’in müthiş sesinden “Nefesim Nefesine” ve “Sevdalım Hayat ı, Leyla Çolakoğlu’nün nefis yorumundan “Yiğidim Aslanım” ve “Sevda Değil”i dinlemenizi nasıl isterdim. Çünkü ben dinlerken kendimden geçtim.Bu şarkılar daha önce hiç bu kadar güzel söylenmemişti duygusuna kapıldım. Oysa bu sarkılan kimler kimler söylemişti. “Haksızlık etme!” dedim kendi kendime. Ve otuz yıldır ne kadar çok solist ve müzisyenle işbirliği yaptığımızı, şarkılarımızı ne kadar değişik ve güçlü seslerden dinlediğimi düşündüm. Müzik gerçekten insana mutluluk veren bir sanat. Ve geçenlerde bir akşam Serdar Erener’in söylediği gibi, ‘Bulaşıcı’. Şarkılar insanın derisinin altına giriyor, kanına karışıyor, yüreğinde yankılanıyor. İrlandalı şair Arthur O’Shaughnessy şöyle yazmıştı: “Biz müziği var edenler/ Biz düşleri düşleyenleriz.”
