Yurt dışına çıkan İtalyanlar, gittikleri her yerde Roma İmparatorluğu’nun izlerini mi arar? İngiliz seyyahlar dünyayı gezdikleri zaman kafaları “üzerinde güneş batmayan imparatorluk anılarıyla mı doludur? Bunları bilemiyorum. Ama bildiğim şey; Türkler’in dış gezilerde Osmanlı’yı düşünme alışkanlıkları. Özellikle Balkan ülkelerinde ve Ortadoğu’da dolaşırken bu duygu, karşı konulamaz bir tutkuya dönüşüyor. Geçen hafta Budapeşte’ye giderken ben de aynı tutkunun pençesindeydim. Uçak o güzel şehrin üzerinde alçalırken durmadan “Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i” dizesini tekrarlıyordum. Nedendir bilmem; bu etkili ağıt Budapeşte’de kaldığım günler boyunca aklımdan hiç çıkmadı. Yanlış anlamayın; bunca yüzyıl sonra Budin niye gitti diye hayıflandığım falan yok; sadece bu şehri kaybetmenin insanların yüreğini nasıl dağladığını hatırlatan dizeye takıldım. Nazlı Budin! Yani Buda. Gerçekten de mücevher gibi bir şehir. Tuna Nehri’nin kıyısında Art Otel’de kaldım ve odamdan saatlerce Tuna’yı seyrettim. Seyrettim çünkü bu nehri bilmeden Osmanlı tarihi anlaşılamaz. Osmanlı aydınlarının kalbinde İmparatorluk, Balkan Harbi’nde Rumeli ve Tuna kaybedildiği zaman bitmişti. Çünkü bu uygarlığın beyni, kalbi ve kadroları doğu Avrupa’daydı. Osmanlı’nın oralarda bıraktığı eserlere bakın, bir de Anadolu’yu hatırlayın. Yolu olmayan köylerde hastalıktan, yoksulluktan kırılan, sonu gelmez savaşlarda can veren insanlar. Pencerelerine cam bile takılmayan, 20. yüzyıl uygarlığından yüzyıllarca geride, eğitilmemiş, üzerine eğilinmemiş, savaştan savaşa hatırlanan bir uzak toprak parçası. Oysa Rumeli, İmparatorluğun bütün hasretini yansıtıyordu. Abdülhamid’in İttihatçılar için “Selanik’i vererek kurtulacaklarını sanıyorlar. Ama Selanik giderse imparatorluk biter!” dediği rivayet edilir. Modern Budapeşte temiz, bakımlı, sakin ve uygar bir şehir. Tuna’nın kıyısına dizilmiş harika yapılar, iğne oyası gibi işlenmiş tarihi parlamento binası, Tuna’nın gerdanlıktan olan güzelim köprüler, görkemli Budin Kalesi bu şehri eşsiz kılıyor. Avrupa Birliği’ne hazırlanan Budapeşte, zaten Avrupa’nın birçok kentinden daha uygar, daha temiz. Çok dolaştığım için bir şehre geldiğimde iki şey dikkatimi çeker: Birincisi; şehrin üzerinde alçalırken gördüğünüz düzen ya da düzensizlik. İkincisi ise yaya geçidine ayak bastığınız zaman otomobillerin durup durmadığı. Benim uygarlık ölçütlerim bunlar. Budapeşte iki konuda da on üstünden on alıyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği için ideal ülke.
