Türkiye Cumhuriyetinde Neo-Osmanlı olmakla, Osmanlı İmparatorlu ğu'nun son döneminde Jön-Türk akımı na kapılmak aynı dürtüden kaynaklanıyor: Arayış... Ülkenin kimliğine yeni boyutlar ekleyecek bir arayış.
Böylesine ilginç iddialar, her dönemde tartışma konusu olur ve yandaş bulur. Bugünlerde gündeme gelen Neo-Osmanlı modası da ilgi gördü.
Ama biraz derinlemesine düşünüldü ğünde bu modanın, daha çok ciladan ibaret olduğu görülüyor.
Eğer Osmanlı formülü, 20. yüzyılda da işleme becerisini gösterseydi, zaten bu tartışmaya gerek kalmazdı. Bugünlere ka dar uzanan bir Osmanlı devletinin yurt taşları olurduk.
Cumhuriyetin ilanından yetmiş yıl son ra, Türkçülük esasına dayalı bir Osmanlı sistemine dönmek mümkün değil. Ayrıca doğru da değil.
Bu hayal bana İttihatçı hareketin impa ratorluğu Türkleştirme macerasını hatırla tıyor.
Ziya Gökalp ideolojisinin zorla be nimsetilmesi bile, böyle bir hayali yaşata madı.
Yaklaşık bir yıldır savunduğumuz Os manlı Hinterlandı kavramının, Neo Osmanlılıkla ilgisi yok.
Özetle tekrarlarsak: Osmanlı Hinter landı bizim doğal kültür mirasımızdır. Nasıl İspanyol kültürüne bağlı ülkeler arasında doğal bir kültür alışverişi varsa, nasıl Almanca konuşan ülkeler, birbirleri ne bir kültür ilişkisiyle bağlıysa, bizim de Osmanlı geçmişimizden kaynaklanan iliş kilerimiz, doğal hareket çevremizdir.
Aynen eski akrabalarını bulan bir aile gibi...
Asya'nın derinliklerinden, "Balkan kırlarının hür havası"na uzanan coğ rafyada kendimizi rahat hissediyoruz,
Bir İrlandalıyla kuramadığımız ortak anlayışı, bir Ozbekle ve Anadolu'dan gö çetmiş bir Rumla kolayca paylaşıyoruz.
Bosna-Hersek'te ölü oğlunun başında ağlayan ananın ağıdı, Azerbaycan'daki ağıtlara benziyor. İkisinde de aynı yakıcı ve arkaik feryat var.
Bütün bunlar bizi doğal bir beraberliğe götürüyor.
Uzun sürgün yıllarından sonra Rus ya'ya dönen Dostoyevski: "İnsan eski terliklerini nasıl kolayca ayağına ge çirirse, o kadar doğal ve rahat bir şe kilde girdim Rusya'ya" der.
Bizim için de Osmanlı Hinterlandıy la ilişkiye geçmek, eski terliklerimizi aya ğımıza geçirmek kadar kolay ve doğal bir davranıştır.
Ama bu sadece kültür boyutunda böy ledir.
-٦
İşin politik ve ekonomik yönü tehlike lerle doludur.
Kültür ilişkisi sonucunda Türkiye'nin Osmanlı Hinterlandına taşıyacağı an layış, Mustafa Kemal'in laik ve yayıl macı emeller taşımayan siyaseti olmalı dır.
Bundan ötesi, aynen Enver Paşa'nın ham hayalleri gibi, bilinmeyen karanlık sulara yelken açmak demektir.
Turgut Özal geçtiğimiz yıllarda, "Başka devletlerin içini karıştırır sanız, onlar da sizin içinizi karıştı rırlar" demişti.
Gerçekten de, bölgesinde her zaman "korkulu rüya" konumunda olan Tür kiye'nin zaman zaman "içi karıştırılı yor.
Türkiye'nin tekrar imparatorluk hayal lerine dönmesi ya da en azından böyle bir izlenim yaratması, "içinin karıştırıl ması"nı hızlandıracak bir sonuç doğu rur.
Bu da Türkiye için en tehlikeli durum dur.
Çünkü aynı masalları, aynı efsaneleri paylaşıyoruz... Yemeklerimiz, müzikleri miz, el işaretlerimiz birbirine benziyor.
