Ünlü deyişi bilirsiniz:
"Maksat üzüm yemek mi, bağcı dövmek mi?"
Bence bu cümle, gelişmişliğin anahtarlarından birisidir. Çünkü gelişmiş toplumlarda sorunlar görüşmeler yoluyla ve ortak çıkarlar gözetilerek çözüldüğü için ilkel hırslar ve öfke dolu saldırılar, yerini müzakerelere bırakır. Uygar toplumlar bağcıyla anlaşır, üzümü yer ve arkasından şerefe kadeh kaldırır.
Uygarlık basamaklarını pek fazla tırmanamamış olan toplumlarda bu iş böyle olmaz. Geçerli kural; bağcıyı dövmek ve üzümü zorla almaktır. Böylece sonu gelmez güç mücadeleleri ve çarpışmalar başlar. Bileği güçlü ya da silahı gelişmiş olanın egemenliğine dayalı böyle bir düzende insanlar yaşadıklarını zannederek, bir hır-gür ortamında yuvarlanır giderler. Tabular, yiğitlik efsaneleri ve suçlamalardan oluşan bir kör döğüşü, gündelik yaşamı herkesin burnundan getirir. Ama en kötüsü bu değil. Beterin beteri var.
Anlamsız öfkelere ve duygusal patlamalara yatkın şark toplumlarında üzüm yeme amacı da ortadan kalkar. Böyle toplumlarda kural, bağcıyı öldürmek, üzüm bağını yakmak ve üzümü başkasına yar etmemiş olmanın huzuruyla kendini de yoketmektir. Bu mantık, paylaşımı kabul etmez. Kendisinin iyi duruma gelmesi de pek önemli değildir. Tek amaç, öteki'nin iyi olmamasıdır.
Delikanlı, kendisine yüz vermeyen kızı bıçaklarken "onu başkasına yar etmeme" saplantısı içindedir. Sevdiği kızın ölümü ona hiç bir yarar sağlamayacaktır. Ama önemli olan öteki'nin, kıza sahip olmamasıdır.
Halkımız boşuna mı, "Toprak alsın muradımı!" şarkılarını dinliyor.
***
Türkiye'nin kendine aydın ve sanatçı adını takan kesimleri de üzüm ve bağcı örneğindeki yokedici eğilimi taşırlar.
Neredeyse gelenekselleşmiş olan "başarı düşmanlığı" nın arkasında yatan neden budur: Ben iyi olmasam da gam değil, yeter ki öteki de kötü olsun.
Dünyanın bazı bölgelerinde sanatçılar birbirlerini kıskandıkça, yaptıkları işi daha da ileri götürmeye, daha başarılı olmaya çalışıyorlar. Böyle bir kıskançlık, yaratıları ve kaliteyi kamçılıyor.
Ama bizdeki genel geçer durum, herhangi birisinin başarısının karalanmasıdır.
Kimse oturup da işini daha iyi yapmaya ve mesleğinde ilerlemeye çalışmaz.
Bütün zamanını onu bunu karalamaya, o sırada konuşulan başarılı kişilere çamur atmaya harcar.
Kötü romancı, daha iyi roman yazmaya çalışmaz da, öteki'nin romanını yerden yere vurmaya, kişiliği hakkında dedikodular üretmeye çalışır.
Yeteneksiz şair, içini yakan kıskançlık acısının yangınını, buzlu rakı göllerinde soğutmak ister ve geceyarısından sonra, kahrolmasını istediği yetenekli şaire iç paralayıcı bir selam yollar:
"Toprak alsın muradımı!"
***
Bu arada da olan üzümlere olur.
Bu hır-gür içinde kimse buğulu üzümlerden damıtılmış yoğun bir şarap damıtmayı başaramaz.
